Türkiye’nin aynı anda iki ayrı görüntüsü var. Bir tarafta paranın yine para kazandığı, rakamların saniyeler içinde büyüyüp küçüldüğü, servetin yeni servetler ürettiği bir dünya…
Öte tarafta ay sonunu getirmeye, borcunu ödemeye, evini geçindirmeye ve bütün bunların arasında insan onurunu korumaya çalışan milyonlar.
Aynı ülke. Aynı ekonomi. Fakat aynı yaşam değil.
Bir tarafta milyonlar, milyarlar ve bitmeyen kazanç arayışı, öte tarafta emeğinin karşılığını alamadığı için yaşamını yeniden kurmaya çalışan insanlar var. İnsan ister istemez soruyor:
Neden para büyük, insan küçük?
Sorun yalnızca paranın çokluğu ya da yoksulluğun derinliği değildir. Asıl sorun, paranın değer ölçüsü hâline gelmesidir.
Bir insanın ne kadar kazandığı, ne kadar sahip olduğu, hangi arabaya bindiği, hangi evde oturduğu büyüdükçe, emeğinin, alın terinin, onurunun ve insanca yaşama hakkının değeri neden küçülüyor?
Emekli polis Ali Şekeroğlu’nun Anayasa Mahkemesi önünde yaşamına son verirken söylediği “Para için değil, onurum için” sözü bu yüzden yalnızca bir kişinin feryadı değildir.
Bu söz, toplumun vicdanına yöneltilmiş ağır bir sorudur.
Bir insan çalışmış, yıllarını vermiş, emekli olmuş ve sonunda yaşamını sürdürebilmek için onuruyla mücadele etmek zorunda kalmışsa, buna karşılık başka birileri paradan para kazanmayı yaşamın doğal ölçüsü sayıyorsa, burada yalnızca gelir dağılımını değil, değer dağılımını da konuşmak gerekir.
Zira bir toplumda para büyürken insan küçülüyorsa, konu yalnızca ekonomi değildir.
O toplumun değerler terazisi bozulmuştur.
Borsalar yükselebilir. Servetler büyüyebilir. Kâğıt üzerindeki rakamlar çoğalabilir. Fakat bütün bunlar, evine ekmek götürmekte zorlanan insanın yaşamını büyütmüyorsa, emeklinin huzurunu, çalışanın güvencesini, gencin geleceğe ilişkin umudunu artırmıyorsa ortada sorgulanması gereken başka bir gerçek vardır.
Ekonominin büyümesiyle insanın büyümesi aynı şey değildir.
Para bir araçtır. Onu yaşamın ereği hâline getirdiğinizde insan, paranın aracına dönüşür. Asıl tehlike ise burada başlıyor.
Bir ülkenin gerçek zenginliği, birkaç kişinin ne kadar servet biriktirdiğiyle değil, kaç insanının başını dik tutarak yaşayabildiğiyle ölçülür.
Bugün ülkemizin önündeki temel soru budur. Parayı mı büyüteceğiz, insanı mı? Zira para büyürken insan küçülüyorsa, büyüyen yalnızca servettir.
İnsan onuru küçülürken ülke büyümüş sayılır mı?