Ülke ekonomilerinde para kaybedilebilir. Borsa düşebilir, şirketler zarar edebilir, yatırımcı yanlış karar verebilir. Piyasanın doğasında risk vardır. Oysa devletin olduğu yerde başka bir soru daha vardır.
Risk ne zaman görüldü, devlet ne zaman müdahale etti ve faturayı kim ödeyecek? Sermaye piyasalarında son günlerde yaşananların asıl konusu burada başlıyor.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun açıklamasına göre bazı yatırım fonlarında olağandışı fiyat hareketleri 2025 yılının son çeyreğinde görülmeye başlanmış. Konu 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine de gelmiş. Ağustos 2026’da yeni düzenlemeler yapılmış. Eylül ayında ise piyasalardaki gelişmeler üzerine daha ağır tedbirler alınıyor.
O halde soruyoruz: Risk 2025’in sonunda görülmüşse, neden bugün bu noktadayız? Bu soru, peşinen bir kurumu ya da kişiyi suçlamak değildir. Tam tersine, kamu yönetiminin doğal gereğidir. Zira devlet yalnızca kriz çıktıktan sonra müdahale eden yapı değildir. Devlet aynı zamanda krizi önceden görebilecek, denetleyebilecek ve zamanında önlem alabilecek bir mekanizmadır.
Burada “yatırımcı zarar etmesin” diyemeyiz. Piyasa risk içerir. Devlet yatırımcıya kâr garantisi vermez, vermemelidir de.
Demek istediğimiz: Yatırımcı risk alabilir fakat devlet denetim görevini riske atamaz. Zira konu sadece para değildir. O paranın içinde emeklinin birikimi, işçinin yıllarca kenara koyduğu para, küçük esnafın geleceğe ilişkin hesabı olabilir. Dolayısıyla sermaye piyasasında yaşanan her büyük sarsıntı, aynı zamanda yurttaşın sisteme duyduğu güveni de etkiler. Ekonomide güven, faiz ve enflasyon kadar önemlidir.
Ülkemizde piyasalar büyürken denetim aynı ölçüde güçlenmiyorsa, büyüyen şey sadece finansal hacim değil, risk de büyür.
Şimdi sorun şudur: Fatura kime çıkacak? Elbette yatırım fonlarının tasfiyesi, varlıkların nakde çevrilmesi ve yatırımcılara yapılacak ödemeler teknik süreçlerdir. Oysa kamuoyunun bilmesi gereken asıl konu, bu noktaya nasıl gelindiğidir.
Hangi kurum ne zaman ne gördü?
Hangi uyarı ne zaman yapıldı?
Hangi tedbir ne zaman alındı?
Alınan tedbir neden yeterli olmadı?
Varsa sorumluluk, nerede başladı?
Bu sorular yanıtlanmadan yalnızca “piyasa riski” demek, konunun özünü açıklamaya yetmez. Zira yurttaş devletten her zararının karşılanmasının ötesinde devletin gerçeği açıkça ortaya koymasını istiyor.
Rasyonellik, öngörmek, denetlemek, zamanında müdahale etmek ve hesap verebilmektir. Devletin görevi piyasayı yönetmek yerine, piyasanın kurallar içinde işlemesini sağlamaktır.
Para yeniden kazanılabilir. Piyasa yeniden kurulabilir. Zarar zaman içinde telafi edilebilir. Fakat devlete duyulan güven bir kez sarsıldığında onu yeniden kazanmak pek de kolay değildir.
Asıl sormak istediğimiz: “Ne kadar para kaybedildiği?”nden daha önemlisi “Bu risk ne zaman görüldü?”