Az gelişmiş, ya da gelişmekte olan ülkelerde, yönetim zafiyetleri nedeniyle yolsuzlukların arttığı, arsızlık ve hırsızlıkların zirve yaptığı hep yazılır-çizilir ve anlatılır.
Bu demek oluyor ki, kalkınmakta olan ve kalkınmış ülkelerde bu tür yönetim zafiyetleri ya azalıyor, ya da zamanla ortadan kalkıyor.
Bunun nedenlerini çok açık ve net bilemeyiz.
“Bu sonuçlar her ülke ve halkları için geçerlidir” varsayımı da doğru olamaz.
Ama gelişmekte olan ve fakirlik çukurunda debelenen ülke ve topluluklarda yolsuzlukların ebediyen süreceği söylenemez.
Bu sorun sadece kötü yönetim ve yöneticilere de fatura edilemez, edilmemeli de…
Birçok nedeni de olabilir.
Yönetilen halkın da eğitim düzeyi ve kalitesi, adaletsiz bölüşümdeki hataların giderilmesi gibi birçok faktörün bir araya gelip uygulanmasına da dayanır olsa gerek.
Neticede geldiğimiz nokta ve nerede durduğumuzun yanında, uygulanmakta olan demokrasinin ne kadar hazmedilip hazmedilmemesiyle ilgili sonuçlara bakılması gerekir.
Sistem kesinlikle “hak-hukuk” ikilisinin hakkaniyet ve hassasiyetler uygulanması ve hayata geçirilmesiyle ilgili olabilir…
Gerisi fasa-fiso…
Gelelim son tahlile:
World Justice Project (WJP) Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nin 2025 yılı raporuna göre Türkiye’nin, 143 ülke 118. sırada olduğu açıklandığında, yöneticilerimiz, bunu hemen “dış güç”lere bağladılar.
Ve her nedense, bu güçler yine ihtiyaç duyulduğunda devreye girerler ve nedense hep geri kalmış veya kalkınmakta debelenen yönetimlerde olur bu araya girmeler.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre Türkiye’de yolsuzluk algısı son 10 yılı aşkın sürenin en kötü seviyesine gerilemiş.
182 ülke ve bölgenin değerlendirildiği endekste küresel ortalama 42 puana düşerken, Türkiye 31 puanla 182 ülke arasında 124. sırada yer alıyor.
Bizden sonra en düşük puana sahip olan ülkeler Güney Sudan, Somali ve Venezuela.
Bakar mısınız geldiğimiz noktaya?
Türkiye ve Türk halkı bunu hiç ama hiç hak etmiyor.
Hele hele, 40 yıl kadar önce yaşadığımız “Bankerlik faciası”ndan sonra, bir sabah kalktığımızda burun buruna kaldığımız “Fon Depremi”, en çok eve ekmek götürmekte olan garip-guraba kesimini de kapsaması yönetim zafiyetini tekrar gündeme getirdi.
Güya üst yönetimin biraz altındaki- ekonomiden sorumlu maliye bakanından bahsediyoruz-ilgili kurumları uyarmış.
Eeee. Sonra ne olmuş?
Uyardığı- aslında emir verdiği ama sonradan belki de unuttuğu- alt sorumlu yönetimler, bilerek veya bilmeyerek kulaklarının üstüne yatmışlar.
Ve olan olmuş.
Ülke “fon vurgunu” ile karşı karşıya.
“Bundan sonra ne yapılabilir” diye mi sordunuz?
Bu soruya yanıt vermek pek de kolay değil.
Önemli olan bir yıl önce düğmeye basan Maliye Bakanı Şimşek’in bu uyasını dikkate almayanlar kim veya kimler?
Ardından gelen ve dikkate alınmayan SPK’nın uyarıları ne oldu?
Acaba iktidar Network’u içinde yer alan bir güç veya güçler mi sorumlu kuruluşların uyarısını kulak ardı etti?
Sakın, Saray’ın içinde ekonomiden sorumlu görevlilerden birisi veya birileri olmasın?
Bekleyelim…
Göreceğiz…