Okullar açıldı. Ders zilleri yeniden çalıyor. Öğrencilerden derslerine çalışmaları, başarılı olmaları ve geleceğe hazırlanmaları bekleniyor.

Peki ya eğitim sistemi? Onun karnesine ne zaman bakacağız? Zira eğitimde başarısızlığı sadece öğrencinin notlarına bakarak ölçmek, işin kolay tarafı. Oysa asıl soru başkadır. Çocuğu sınava hazırlayan eğitim sistemi, onu hayata hazırlayabiliyor mu?

Okul sadece derslik, sıra, tahta ve sınavdan ibaret değildir. Okul, çocuğun soru sormayı, düşünmeyi, araştırmayı, tartışmayı ve üretmeyi öğrendiği yerdir. Bilimle, sanatla, kitapla, sporla ve farklı düşüncelerle buluştuğu yerdir. Çocuk yalnızca bilgi edinmez; düşünmeyi öğrenir.

Eğitim bunu sağlayamıyorsa, öğrencinin karnesindeki notlar ne kadar yüksek olursa olsun ortada eksik bir eğitim vardır. Ülkemizde eğitim giderek sınavların çevresinde dönüyor. Not, puan, sıralama, başarı...

Çocuklar bilgiyi öğrenmekten çok, sınavda kullanmak için ezberlemeye yöneliyor. Oysa eğitimin ereği yalnızca sınav kazandırmak değildir. Eğitimin ereği insan kazandırmaktır. Bilimsel düşünebilen, sorgulayabilen, hakkını bilen, başkasının hakkına saygı gösteren, özgür düşünebilen ve üreten yurttaşlar yetiştirmektir.

Ülkelerin eğitim başarısı, sadece kaç öğrencinin üniversiteye girdiğiyle ölçülemez. Eğitimde eşitsizliği görmezden gelmek de olası değildir. Kiminin özel dersi, dershanesi, bilgisayarı ve sessiz çalışma ortamı var; kimi çocuk ise geçim sıkıntısının içinde ders çalışmaya çalışıyor.

Kâğıt üzerinde herkes aynı sınava giriyor. Fakat herkes aynı yerden başlamıyor. Eğer çocuğun eğitim başarısını ailesinin ekonomik gücü belirliyorsa, orada eğitim hakkından çok ekonomik güç konuşuluyor demektir. Eğitim hakkı, ailenin gelirine göre değişen bir ayrıcalık olmamalıdır.

Mesleki eğitim önemlidir. Çocuğun bir meslek öğrenmesi, üretimle tanışması ve beceri kazanması değerlidir. Fakat eğitim ile çalıştırılmayı birbirine karıştırmamak gerekir. Mesleki eğitim ve staj uygulamalarında öğrencinin güvenliği tartışma konusu bile olamaz. Çünkü karşımızda yetişkin bir işçi değil, eğitim çağındaki bir çocuk vardır.

Bir öğrencinin iş kazasında yaşamını yitirmesi yalnızca bir ailenin acısı değildir. Aynı zamanda eğitim sisteminin önüne konulmuş ağır bir sorudur. Çocuk okulda olması gereken yaşta neden işyerindedir ve devlet onun güvenliğini yeterince sağlayabilmiş midir?

Bu sorunun yanıtı istatistiklere sığmaz. Her rakamın arkasında bir çocuk, bir aile ve yarım kalmış bir yaşam vardır. Artık eğitim sistemini yalnızca öğrencilerin notlarıyla değerlendiremeyiz. Şunları sormak zorundayız. Çocuklarımız soru sorabiliyor mu? Bilimsel bilgiye ulaşabiliyor mu? Kitaba, sanata ve spora erişebiliyor mu?

Yoksul bir ailenin çocuğu ile varlıklı bir ailenin çocuğu gerçekten eşit koşullarda mı eğitim görüyor? Öğrenci okulda kendisini güvende hissediyor mu? Mesleki eğitim gören öğrenci aynı zamanda güvenli bir eğitim ortamına sahip mi?

Daha önemlisi: Bu eğitim sistemi çocuklara nasıl bir gelecek hazırlıyor? Çocukların karnesinde birkaç zayıf olabilir. Bir ders kötü, bir sınav başarısız olabilir. Bunlar düzeltilebilir. Ama eğitim sisteminin kendisi yanlış bir yöne gidiyorsa bunun bedelini yalnızca bugünün öğrencileri değil, bütün toplum öder.

Bir ülkenin geleceği sınav sonuçlarından büyüktür. Çocuğa yalnızca diploma vermek yetmez. Ona düşünme gücü, bilimsel akıl, sorgulama özgürlüğü ve insan onuruna yaraşır bir gelecek vermek gerekir.

Okullar açıldı. Artık öğrencilerin değil, eğitim sisteminin karnesine bakma zamanıdır.

Asıl sorumuz şudur: Çocuklarımız mı sınıfta kalıyor, yoksa onları geleceğe hazırlaması gereken eğitim sistemi mi?