Türkiye, kırk yılı aşan çatışma ve şiddet dönemini sona erdirmenin yollarını arıyor. Silahların susması, sorunların siyaset yoluyla çözülmesi ve toplumsal barış elbette önemlidir. Ancak kalıcı barış yalnızca silahların susmasıyla değil, her yurttaşın eşit olduğu ortak bir hukuk düzeniyle kurulabilir.
Son günlerde Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi referansı ve “Alevi Rönesansı” söylemi üzerinden yürüyen tartışma bu nedenle önemlidir. Tarih, güncel siyasetin gereksinimlerine göre yeniden biçimlendirilecek bir hamur değildir.
Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi ilişkisi, Alevi toplumsal belleğinde yalnızca bir ittifak olarak değil, Osmanlı-Safevi mücadelesi ve Alevilere yönelik ağır baskılarla birlikte anımsanmaktadır. Bu nedenle tarihsel belleği yok sayarak yeni siyasal anlamlar yüklemek, barışı güçlendirmek yerine güvensizlik yaratabilir.
31 Ağustos 2026'da 53 Alevi aydınının imzasıyla yayımlanan bildiri bu açıdan önemlidir. Bildiride çatışma ve şiddetin sona ermesine, demokratik çözüm arayışına destek verilirken, Alevileri kaygılandıracak tarihsel referanslara karşı açık bir itiraz ortaya konuyor.
Bu, barışa karşı çıkmak değildir. Barış istemek ile tarihsel belleğe sahip çıkmak birbirinin karşıtı şeyler değildir.
13 Eylül görüşmesi sonrasında kamuoyuna aktarılan açıklamalarda “Alevi Rönesansı” kavramının da kullanılması tartışmayı genişletti. Oysa Aleviliğin dışarıdan tanımlanmış bir “rönesans” projesine gereksinimi yoktur. Hacı Bektaş Veli'den Yunus Emre'ye, Pir Sultan Abdal'dan Kaygusuz Abdal'a uzanan güçlü bir düşünsel miras vardır. İnsan, akıl, vicdan, adalet ve eşitlik üzerine kurulu bu birikim zaten başlı başına büyük bir değerdir.
Konu Aleviliği yeniden keşfetmek değil, Alevilerin kendi inanç ve kültürlerini özgürce yaşayabilmelerinin önündeki engelleri kaldırmaktır.
Aleviler kendi adlarına konuşamaz mı? Bir toplumun kendi tarihine, belleğine ve geleceğine sahip çıkması için birilerinden izin alması mı gerekiyor?
Alevi aydınlarının tarihsel bir referansa itiraz etmesi ya da bir siyasal söylemi eleştirmesi için başka bir merkezden yönlendirilmesi gerekmez. Bir yurttaşın kendi tarihi ve geleceği hakkında söz söylemesi, demokratik hayatın doğal gereğidir.
Alevileri herhangi bir siyasal projenin doğal tabanı, yedek gücü veya pazarlık unsuru olarak görmek, onları siyasal özne olmaktan çıkarıp nesneye dönüştürür. Aleviler ne siyasal İslamın vitrini ne de başka bir siyasal hareketin aparatı değildir.
Onlar bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır. Alevilerin temel talebi ayrıcalık değil, eşit yurttaşlıktır. Cem Evlerinin hukuki statüsü, zorunlu din dersleri, kamu hizmetlerinde mezhep ayrımcılığı, Diyanet'in yapısı ve inanç özgürlüğü gibi sorunlar yıllardır tartışılmaktadır. Bunlar bir inanç grubuna verilecek lütuflar değildir; hukuk ve yurttaşlık meseleleridir.
Laiklik de burada önem kazanır. Devlet, yurttaşlarını inançlarına göre ayırmadığı ölçüde gerçekten tarafsız olabilir. Hukuki eşitlik kâğıt üzerinde kalıyor, fiili yaşamda ayrımcılık sürüyorsa toplumsal barışın zemini de zayıftır.
Üstelik bu yalnızca Alevilerin sorunu değildir. Hukuksuzluk, liyakatsizlik, cezasızlık ve ayrımcılık Türk'ün de Kürt'ün de, Alevinin de Sünninin de ortak sorunudur. Türkiye'nin önündeki mesele sadece kimlikler değildir.
Kürt meselesinin demokratik çözümü, silahların susması ve toplumsal barış önemlidir. Ancak bunların kalıcı olabilmesi için ortak bir zemine gereksinim vardır. Hukuk devleti, laiklik, demokrasi ve eşit yurttaşlık.
Türkiye'nin geleceği, kimliklerin siyasal projelere eklemlenmesinin ötesinde, bütün kimliklerin hukuk karşısında eşit olmasındadır. Aleviler kendi tarihlerini savunurken Türkiye'nin ortak geleceğinden vazgeçmiyor. Tarihsel belleğe sahip çıkmak bölücülük değildir. İtiraz etmek düşmanlık değildir. Kendi sözünü söylemek sabotaj değildir.
Türkiye'nin gereksinimi yeni kimlik mühendislikleri veya siyasal projelere eklemlenecek toplumsal kesimler yerine, herkesin eşit, özgür ve güvencede olduğu laik ve demokratik bir Cumhuriyettir.
Tarihimiz farklı olabilir. İnancımız farklı olabilir. Kimliğimiz farklı olabilir. Fakat yurttaşlık hakkımız birdir. Aleviler bir siyasal projenin aparatı değildir.
Aleviler Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit yurttaşlarıdır.