Bir Şehirde Binlerce Hikâye
Sabah aynı caddelerden geçiyoruz. Kimi işe yetişiyor, kimi çocuğunu okula götürüyor, kimi dükkânının kepengini açıyor, kimi de yeni bir güne kendi sessizliğiyle başlıyor.
Birbirimizin yanından geçiyoruz; fakat birbirimizin hikâyesini bilmiyoruz.
Oysa bir şehri şehir yapan yalnızca yolları, binaları ve meydanları değildir. O sokaklarda yaşayan insanların sevinçleri, kaygıları, umutları, alışkanlıkları ve birbirleriyle kurdukları bağlar da şehrin görünmeyen dokusunu oluşturur.
Çorum’u oluşturan yalnızca yaşadığımız yer değil, birbirimize nasıl baktığımızdır.
Geçen hafta şehrin hafızasının nerede saklandığını konuşmuştuk. Bu hafta ise o hafızayı bugüne taşıyan insanlara bakalım.
Bir esnaf için Çorum, her sabah açtığı dükkânın sokağıdır. Bir çocuk için okul yolu ve oyun arkadaşlarıdır. Bir genç için geleceğe dair hayallerinin başladığı yerdir. Bir ömürdür bu şehirde yaşayan biri içinse yıllardır tanıdığı insanların, biriktirdiği anıların ve alışkanlıkların şehridir.
Farklı hayatların içinde ortak bir alanı paylaşıyoruz. Günlük hayatın telaşı içinde birbirimizin yanından geçiyor, çoğu zaman birbirimizin hikâyesini bilmeden yolumuza devam ediyoruz.
Oysa küçük bir selam, kısa bir sohbet ya da içten bir “Nasılsınız?” aramızdaki mesafeyi değiştirebilir.
Çünkü selam yalnızca bir nezaket sözcüğü değildir.
“Seni görüyorum.” demenin en sade hâlidir.
Birine selam vermek, onun varlığını fark etmektir. Bazen bu küçük karşılaşma bir sohbete dönüşür; sohbet ise hiç bilmediğimiz bir hayatın kapısını aralar.
Her sabah aynı saatte dükkânını açan esnafın, okul kapısında çocuğunu bekleyen anne babanın, otobüste sessizce oturan gencin ya da apartmanda karşılaştığımız komşunun bizim bilmediğimiz bir hikâyesi vardır.
İşte empati burada başlar.
“Acaba onun hayatında neler oluyor?” diye sorabildiğimiz yerde…
Birinin dalgınlığını hemen ilgisizlik olarak yorumlamamak, bir çocuğun davranışının ardındaki duyguyu merak etmek, sessizleşen bir arkadaşımıza “Bir şey mi oldu?” diye sormak, karşımızdaki insanı anlamaya yönelmenin ilk adımlarıdır.
Empati, karşımızdaki insanın yerine geçmek değildir. Onun dünyasına kendi bakış açımızı bir kenara bırakarak bakmaya çalışmaktır.
Carl Rogers’ın yaklaşımında empati, insanı hemen değerlendirmek yerine anlamaya ve gerçekten dinlemeye dayanır.
Daha az varsaymak, daha çok merak etmek.
Daha az hüküm vermek, daha çok dinlemek.
“Ben olsam…” demeden önce “Sen ne yaşıyorsun?” diye sorabilmek.
Cemil Meriç’in “İnsan, insanda yaşar.” sözü de burada anlam kazanıyor.
İnsan yalnızca kendi dünyasında var olmaz. Başkalarıyla kurduğu ilişkiler, paylaştığı duygular ve bıraktığı izlerle çoğalır. Bir insanı dinlediğimizde yalnızca onun hikâyesine yaklaşmayız; kendi dünyamızı da genişletiriz.
İnsanın insanda yaşaması biraz da budur: Birinin sevincine ortak olmak, bir sıkıntıyı fark etmek, ihtiyaç duyduğunda yanında durmak ve söylediği bir sözü gerçekten dinlemek.
Hayatımızdan geçen herkes bizde bir iz bırakır. Biz de başkalarının hayatında izler bırakırız.
Bu nedenle şehirleri yalnızca yollar, binalar ve meydanlar oluşturmaz. Bir şehrin asıl dokusunu, insanların birbirlerinde bıraktıkları izler oluşturur.
Çorum’un görünmeyen haritası da böyle çizilir: Bir selamda, bir komşulukta, kısa bir sohbette, bir yardımlaşmada ve bir tebessümde…
Hepimizin bu haritada bir izi vardır.
Çünkü şehirde yaşamak, yalnızca aynı coğrafyayı paylaşmak değildir.
Aynı şehrin insanı olduğumuzu birbirimize hissettirebilmektir.
Bugün kendimize şu soruyu sorabiliriz:
Çevremizdeki insanları gerçekten görüyor muyuz?
Cevap büyük davranışlarda değil, günlük hayatın küçük karşılaşmalarında saklıdır. Bir selamda, bir “Nasılsınız?” sorusunda, bir an durup dinlemekte…
Çünkü insan, fark edildiği yerde kendini daha ait hisseder.
Bir şehrin sıcaklığı da insanların birbirine ayırdığı zamanda, gösterdiği özende ve bıraktığı izlerde saklıdır.
Çorum’un görünmeyen haritasında bizim de bir çizgimiz var. Onu her gün yeniden çiziyoruz: Bir selamla, bir tebessümle, bir iyilikle ve gerçekten dinleyerek…
Aynı sokaklarda yürümek şehri paylaşmaktır; birbirini görmek ise şehre birlikte hayat vermektir.
Gelecek hafta…
Gelecek hafta bu düşüncenin bir adım ötesine geçeceğiz:
Selamlaşıyoruz ama birbirimizi gerçekten görüyor muyuz?
Çünkü insan bazen konuşulmaktan çok fark edilmeye, öğüt verilmekten çok dinlenmeye ihtiyaç duyar.