Anayasa, iktidarların kendilerine göre biçimlendireceği bir yönetmelik değildir. Devletin temelini, yurttaşın haklarını ve iktidarın sınırlarını belirleyen toplumsal sözleşmedir. Bu nedenle anayasa, bir siyasi partinin programına, bir iktidarın ömrüne ya da siyasal hesaplarına sığdırılamaz.

Bugün yeniden gündeme getirilen yeni anayasa tartışmalarında asıl sorumuz: Halkın özgür iradesi nerede, toplumsal uzlaşma nerede?

Emekli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun yıllar önce ortaya koyduğu görüş, bugün de tartışılmayı hak ediyor. Kanadoğlu, mevcut parlamentonun anayasa değişikliği yetkisiyle yeni bir anayasal düzen kurma yetkisinin birbirinden ayrılması gerektiğini savunuyor, yeni anayasa için önce halkın iradesine başvurulmasını, ardından demokratik koşullarda oluşturulacak bir kurucu meclisin görevlendirilmesini ve son sözün yeniden halka bırakılmasını öneriyordu.

Elbette mevcut Anayasa'nın 175. maddesi TBMM'ye anayasa değişikliği yetkisi tanıyor. Ancak anayasa değiştirmek başka, ülkenin bütün anayasal düzenini yeniden kurmak başkadır. Üstelik 4. madde, Cumhuriyetin temel niteliklerini güvence altına almıştır. Bu sınırların nasıl yorumlanacağı hukuk dünyasında tartışılabilir, fakat hiçbir siyasal çoğunluk, kendisini hukukun üzerinde göremez.

Asıl konu, yeni bir anayasa yapılıp yapılmamasından önce, onu yapacak iradenin ne kadar demokratik ve meşru olduğudur.

Basının baskı altında tutulduğu, eleştirinin tehdit sayıldığı, muhalefetin sesinin kısılmaya çalışıldığı bir ortamda toplumsal uzlaşmadan söz edilebilir mi? Halkın bir kesiminin susturulduğu yerde bütün halk adına anayasa yapmak hangi demokratik anlayışla açıklanabilir?

Devletin sahibi iktidar değil, Türk Ulusudur. İktidarlar seçimle gelir, seçimle gider. Anayasa ise iktidarların değişen siyasal gereksinimlerine göre değil, yurttaşların değişmeyen haklarını güvence altına almak için vardır.

Bir anayasa, kazananların ganimeti, kaybedenlerin boyun eğme belgesi değildir. Bugünün iktidarına sınırsız güç veren bir metin, yarının yurttaşına özgürlük vaat edemez.

Yeni bir anayasa isteniyorsa önce demokratik zeminin güçlendirilmesi gerekir. Özgür tartışma, eşit temsil, bağımsız yargı, kuvvetler ayrılığı ve gerçek anlamda halk iradesi güvence altına alınmalıdır. Sonra halk konuşmalı, halk karar vermeli.

Zira anayasa, yönetenlerin halka biçtiği elbise değil, halkın yönetenlere çizdiği sınırdır.

Halkın olmadığı yerde anayasa olmaz. Olsa olsa iktidarın kendi saltanatını sürdürme aracı olur.