Fon vurgunu ile ilgili haberler ortalığı kasıp kavurdukça ve işi sadece İslamiyet olması gereken Diyanet İşleri Başkanlığı’na bile sıçradıkça aklıma büyük İslam alimi Yaşar Nuri Öztürk’ün çok değerli bir kitabı olan “Allah İle Aldatmak” geldi. Kitabında bu işin nasıl yapıldığını tüm ayrıntılarıyla çok güzel anlatır. Kendisini rahmetle anıyorum.
Zülfü Livaneli’den dinlemiştim. “Don Kişot”un Türkçeye çevirisi yapılmamış bir bölümü varmış. Burada Don Kişot şeytanla karşılaşmasını anlatırken, Şeytan’a;
-“Şu karşıda benimle savaşmak için bekleyen askerler var. Onlar senin askerlerin mi?” diye sorunca, Şeytan:
-“Evet, onlar bana bağlı, benim emrimle savaşırlar.” diye yanıtlar.
Bunun üzerine Don Kişot;
-“İyi ama hepsi de “Allah Allah” diye bağırıyorlar.” deyince de şunları söyler:
-“Ne yani; “Şeytan Şeytan” diye mi bağıracaklardı?
Hani “Şeytan benden uzak olsun.” diye bir söz vardır ya, şöyle bir düşündüğünüzde aslında çok tehlikeli de bir sözdür. Çünkü Şeytan sizden uzaktaysa, sizin yanınıza gelip yoldan çıkarmaya gerek duymadığı için uzaklardadır. Şöyle düşünür: “Aman dokunmayayım, çünkü zaten benim istediğim gibi hareket ediyor.” Ama Şeytan gelip sizin aklınıza girmeye çalışıyorsa, sakın yaptığınızı değiştirmeyin, çünkü doğru yoldasınız. Yok değiştirirseniz işte o zaman Şeytan’a uymuş ve onun size yaptırmak istediğini yapıyorsunuz demektir.
Mustafa Kemal, Amasya gezisi sırasında kendisini karşılamaya gelenler arasında biri dikkatini çeker. İriyarı, neredeyse göbeğine kadar çok uzun sakallı ve giysileri diğerlerinden farklı biridir. Dayanamayıp yanındaki valinin kulağına eğilerek sorar:
-“Kimdir bu?"
-"Efendim, kendisi Şıh'tır, yörede çokça müridi vardır. Ayrıca her yerde hatırı geçer."
Bunun üzerine Atatürk, adama işaret ederek yanına çağırır ve der ki:
-“Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda, uzunluğunda değildir. Rica etsem de, en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan…" Bunları söylerken, eliyle de boyun hizasını gösterir.
Şıh, hiç tereddüt etmeden;
-"Emrin olur Paşam" der ve yanından uzaklaşır.
Aradan zaman geçer. Bir akşam Atatürk Amasya'daki Şıh'ı hatırlar ve Çankaya Köşkü’nden valiyi telefonla arayıp durumu sorar. Vali, nasıl söyleyeceğini bilmeden kem küm ederek, Şıh'ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını, aksine kimselere de el sürdürmediğini anlatır. Bunun üzerine Atatürk, kâğıdı kalemi eline alır ve bir şeyler yazarak bunun Amasya Valiliği'ne tebliğ edilmesini ister.
Ertesi gün Amasya'dan bir haber gelir ki, Şıh Efendi Ankara’ya gelmek üzere yola çıkmış. Çok geçmeden de Atatürk’ün huzuruna gelir. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet de baştan sona değişmiş. Kısaca, Şıh bambaşka bir görünüme bürünmüş!
Atatürk'ün yanındakilerden biri kulağına eğilerek merakla sorar:
-"Aman Paşam! Bu adam sakalına el dahi sürdürmezdi. Ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız?"
Mustafa Kemal yanıtını hemen verir:
-"Kendisini Afyon Valisi tayin ettim…"
Bu görüşmenin ardından da, yeni bir yazı hazırlayıp Şıh'a verilmesini ister.
Yazıda aynen şunlar yazılıdır: "İnanç ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselesine gelince; bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen, yarın başka şeyler için milletinden de vazgeçebilir. Seni böyle zor bir durumda bırakmak istemem. O nedenle de görevinden AZLETTİM!”
Sağlıkla kalın.
DÜŞÜNEN SÖZLER:
• Bir ülkede dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün getirdiği çıkardan daha verimli olursa o ülke batar. MONTESQUİEU
• Din tüccarlarının en büyük özelliği milliyetsiz olmasıdır. N. ATSIZ
• Bazı insanlar bir kemik parçası için kendini köpek yerine koyar. İSVEÇ SÖZÜ
• Hiç çoban koyunu güder mi dağda; / Olmazsa gözleri süt, yoğurt, yağda. SEYRANİ
• Köpeklerin en büyük korkusu, sahipleri ölürse aç kalma korkusudur. ANONİM
• Menfaat bir bal çanağı, insanlar da sinektir. Kenarından yetinmeyip ortasına dalanlar çırpına çırpına boğulurlar. ANONİM
• Aldanma insanların samimiyetine! / Menfaatleri gelir her şeyden önce. / Vaat etmeseydi Allah cenneti; / O’na bile etmezlerdi secde. M. A. ERSOY