Ülkemizde kolay olan, anayasayı değiştirmektir. Zor olan ise iktidarları anayasanın içine sığdırabilmektir.

Zira anayasa, devletin nasıl yönetileceğini anlatan bir metinden önce, iktidara çizilmiş sınırdır. Yetki verir fakat sınır koyar. Yönetme gücü verir fakat hesap verme zorunluluğu getirir.

O halde “yeni anayasa” tartışması için ilk sorumuz “Neleri değiştireceğiz?” değildir. Asıl sorumuz: “Nasıl bir Türkiye kurmak istiyoruz?”

Türkiye'nin anayasa tarihi, aynı zamanda devletin ve yurttaşın konumunu da belirleme tarihidir. 1876 Kanun-i Esasi'den 1921 Teşkilât-ı Esasiye'ye, 1924'ten 1961'e ve 1982'ye uzanan süreçte yalnızca maddeler değişmedi; Türkiye'nin yönetim anlayışı da değişti.

1921 Anayasası'nın temel tümcesi bugün de yol göstericidir: “Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.” Cumhuriyet bu anlayışın üzerinde yükseldi.

1961 Anayasası kuvvetler ayrılığı ve temel hakları genişletti. 1982 Anayasası darbe koşullarında yürütmeyi güçlendiren bir ruhla hazırlandı, sanıyorum bugüne kadar da 19 defa değişti. Demek ki anayasa değiştirilebiliyor. Fakat her değişiklik masum bir hukuk tekniği değildir. Bazı maddeler değişirken devletin niteliği, yurttaşın konumu ve iktidarın sınırı da değişebiliyor.

Bugün yeni anayasa deniliyor. O halde soruyoruz. Meclis yürütmeyi gerçekten denetleyebilecek mi? Yargı bağımsız ve güvence altına alınabilecek mi? İfade özgürlüğü, iktidarı eleştiren yurttaş için de korunabilecek mi? Yoksa yine asıl konu, devletin tepesindeki yetkinin nasıl kullanılacağı mıdır?

Zira güçlü iktidar ile güçlü devlet aynı şey değildir. Güçlü devletin, diğer adı güçlü hukuktur. Makamlar ne kadar güçlü olursa olsun, hukuk karşısında duracağı bir sınır yoksa burada güçlü devletten değil, güçlü iktidardan bahsedilir.

Diğer bir kritik alan ise yurttaşlıktır. Anayasa'nın 66. maddesi, Türk Devleti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğunu düzenliyor. Temel kavramın etnik köken değil, ortak vatandaşlık olduğu görülüyor.

Bu madde değiştirilecekse elbette tartışılabilir. Fakat asıl sorumuz: Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını hangi ortak hukuk ve aidiyet bağı bir arada tutacaktır? Zira farklı kimliklerin varlığı başka, ortak yurttaşlık zeminini ortadan kaldırmak daha başkadır.

Aynı konu dil ve eğitim için de geçerlidir. Anayasa'nın 42. maddesi eğitim hakkını ve eğitimin temel esaslarını düzenliyor. Burada yapılacak değişiklik yalnızca birkaç sözcüğün yerini değiştirmez. Ülkenin ortak kamusal alanını ve gelecek kuşakların yetişme biçimini de ciddi biçimde etkiler.

Demokrasi, farklılıkları yaşatabilmektir. Oysa ortak zemin yok olursa farklılıklar yaşar mı?

Anayasa'nın ilk üç maddesi Cumhuriyetin temel niteliklerini ortaya koyuyor. Dördüncü madde ise bu hükümlerin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini belirtiyor. Anayasa değişikliği konuşulurken yalnızca “hangi madde değişecek?” sorusu yavan kalır. “Bu değişiklik Türkiye'nin devlet ve yurttaşlık anlayışını nereye taşıyacak?” diye açıkça soruyoruz.

Zira anayasa, bugünün iktidarına göre hazırlanıp, yarının yurttaşına bırakılacak bir metin değildir. Gelecek kuşaklarımızın hukuk güvencesidir.

Tüm bunlardan önce daha can alıcı bir soru sormak istiyorum. Yeni anayasa neden gerekiyor? Mevcut anayasa yetersiz midir? Yoksa uygulanmadığı için midir?

Anayasayı değiştirmek kolaydır. Zor olan, hukuku iktidarın üzerinde tutmaktır. Hukuk yaşamın her alanında karşılık bulur. Mahkemede, Mecliste, kamu kurumlarında ve günlük yaşamda karşılık bulur. Daha da önemlisi, iktidarın kendi gücünü hukukla sınırlamasında yaşar.

Yeni anayasa yapılabilir. Fakat anayasa değişikliğinin ölçüsü, iktidarın ne kadar güçleneceği yerine yurttaşın ne kadar güvence altında olacağı olmalıdır.

Daha fazla demokrasi daha güçlü denetim gerektirir, daha fazla özgürlük daha sağlam hukuk gerektirir. Daha güçlü devlet, daha güçlü kurumlar gerektirir.

Zira güçlü yurttaş, devlete boyun eğen değil, hakkını bilen, hakkını arayan ve gerektiğinde devlete “dur” diyebilen yurttaştır.

Şimdi asıl soruyu tekrar soruyorum: YENİ ANAYASA, YENİ TÜRKİYE Mİ? Eğer yeni anayasa, hukuku büyütecekse anlamlıdır. Yok, yalnızca iktidarın sınırlarını genişletecekse, değişen anayasa olur ama Türkiye olmaz.

Çünkü konu, yeni anayasa yazmanın ötesindedir. Konu, iktidarın da sınırını hukukta bulduğu bir Türkiye kurmaktır.