Eski, yırtık mendilimi arıyorum. Gözlerim dolu, ellerim titriyor. Meğer ne kadar unutulmuşuz! Foncuların, haramilerin, saltanat sahiplerinin arasında birileri nihayet bizi de hatırlamış. Baş tacı edeceklerini söylemişler.

Nasıl mutluyum, nasıl mutlu!

Uzun ve yorucu bir rüyadan uyanan ulu makamlar, aynaya bakıp da nihayet kendilerine sormuşlar:

“Yahu, biz kimi unuttuk?”

Sonra büyük liderlere yakışır bir cömertlikle, dillerinden inci dökercesine ilan etmişler:

“Emekliler başımızın tacıdır!”

Ne güzel sözler bunlar! İnsan duyunca yoksulluğunu unutuyor.

Bir anlığına olsa bile, ay sonunu getiremeyen cüzdanını, pazarda fiyatını sormaya çekindiği sebzeyi, eczanede eksik bıraktığı ilacı hatırlamıyor. Ya hatırlamasalardı bizi diye seviniyor insan. Hatta bu müjdeli haberi duyan takvim yaprakları bile utancından kıvrılıp duvara yapışmış. Yıllardır birer birer eksilirken hiç kimsenin yüzüne bakamadıkları günlerin hesabını vermektense, sessizce sararıp dökülmeyi yeğlemişler.

Şimdi birileri merakla soruyormuş:

“Sizin tencerede pişen mısır püskülü çorbasından bize de kaldı mı?”

Kalmıştır elbet!

Baş tacı olmanın da bir hatırı var. Yeter ki sofraya otururken tacımızı başımızdan çıkarmayalım. Belki o zaman tabağımıza bir kepçe fazla düşer.

Rüzgârın kuytularında, beton merdivenlerin ayazında, parkların kuytu köşelerinde büzüşüp kalan dedeler; silin gözyaşlarınızı! Üşümeyin artık. O yüce makamların ağzından dökülen birkaç kelime ısıtsın donmuş kemiklerinizi. Bir cümleyle silinsin yılların biriktirdiği yoksulluk, bir alkışla kapansın boş tencereler, bir nutukla dolsun pazar filesi.

Sakın ha, bu günlerde gülmekten kimsenin kaburgası çatlayıp kırılmasın. Saltanat görecek zaman!

Meğer baş tacı olmamıza engel olan bütün cinler, periler, dış mihraklar ve kim bilir daha kaç görünmez düşman görevden alınmış. Memleketi haramiler ülkesine çevirenlerin elinden bizi yine büyüğümüz kurtaracakmış. Bunca zamandır çektiğimiz eziyetin, içine düştüğümüz yoksulluğun, her geçen gün biraz daha daralan hayatımızın sorumluları başkalarıymış.

Demek ki biz yanlış kapıya bakmışız. Demek ki bunca yıl boşuna dertlenmişiz. Bizi bu hâle getirenler bir başkaymış; şimdi de bizi kurtaracak olan yine bir başkaymış!

Öyleyse bırak artık köhneleşmiş düşlerini emekli kardeşim. Sil gözlerinin önündeki buğuyu. İstikbal senindir! Yıllarca çalışıp didinerek hak ettiğin huzur, nihayet bir güzel sözün ucundan tutup sana doğru geliyormuş.

Üstelik ulu makamlarımız artık aynaya bakıp “Yahu, biz kimi unuttuk?” diye düşünmek zorunda da kalmayacakmış. Çünkü üç vakte kadar foncularınkinden daha zengin, milyarderlerden daha müreffeh bir hayatın kapıları açılacakmış önümüze.

Yeter ki bekleyelim, yeter ki inanalım, yeter ki başımızdaki tacın ağırlığına razı olalım.

Sen sevinme de kimler sevinsin, baş tacı!

Mermer havuzlarda pişen düşlerin kırıntısından bize de bir lokma düşer mi diye fısıldaşıyormuş gölgeler. Bir zamanlar sofraların başında oturan, evlatlarının geleceği için biriktirdiği üç kuruşu yaşlılığında kendine harcamayı uman insanlar, şimdi parkların banklarında birbirlerine hayat pahalılığını anlatıyormuş. Kimi torununa harçlık veremediği için susuyor, kimi pazardan eli boş döndüğünü saklamak için eve geç gidiyormuş.

Ama üzülmeyin!

Sizi baş tacı ilan ettiler ya, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacakmış. O buyurgan cümleler, o kudretli sesler, o yüksek kürsülerden savrulan müjdeler bütün dertlerinizi bir nefeste silecekmiş.

Yeter ki biraz daha sabredin.

Yurdu harabeler bahçesine çevirenlerin elinden sizi yine o bahçenin sultanı çekip alacakmış.

Ne tuhaf değil mi?

Önce bahçeyi harabeye çevirenler, sonra o harabenin ortasında kendilerine sığınacak yer arayanlara birer taç dağıtıyor. Yıkıntıların altında kalanlara kurtuluş müjdesi veriyor, üstelik enkazın hesabını soranlara da aynı cömertlikle baş tacı olduklarını hatırlatıyorlar.

Oysa insanın başının tacı olmak, bunu yüksek sesle söylemekle değil, insanın başını eğmek zorunda kalmadığı bir hayat kurmakla olur.

Emeklinin ihtiyacı birilerinin dilinde baş tacı olmak değil; ömrünü verdiği ülkesinde, kalan ömrünü insanca yaşayabilmektir.

Ama ne gam!

Sorana “Başımın tacısın” dersin.

Sormayana da susarsın.