Al-sat dünyası ekonomiye hareket, bereket getirir. Ekonomide zaman zaman al-kaç eylemlerine de tanık oluruz. Bunlar ekonomi dünyasının ahengini bozan siyaset, bürokrat, ticaret üçgeninin danışıklı kötü örneklerdir.
Ekonomide de kolaydan zora, bugünlere gelindi.
Sülün Osman,
Onu İstanbul'da Galata Köprüsü'nü satan biri olarak da tanırız.
Alan varsa, satar.
Tapu yok,
Tapu Müdürlüğüne gitmek yok,
Senet sepet yok!
Al gülüm, ver gülüm.
Ne ayağında kelepçe ne yurt dışı yasağı.
Jet Fadıl,
Bugün bile sokağa bir masa, iki sandalye atsa; insanlar sıraya girer. Arsa isteyene arsa, ev isteyene ev, otel isteyene otel...
Kombassan,
YİMPAŞ...
Adlarını duyanların ağzı sulanır. Sel olur akar dolarlar, eurolar...
İnsanlar buralarda zorla, silahla sıraya sokulmazlar. Ceplerindeki para arı olur, sokar. Dileye, isteye sıradakilere, sıra arkadaşı olurlar.
Sonuçta aldatılanlar, dolandırıldıklarını anlayanlar olursa, her ilde, her ilçede gidecekleri yer bellidir; Adalet Sarayları!
Diyeceksiniz ki; "Sarayın olduğu yerde adalet olur mu?"
Olmaz.
Yine de hiç yoktan iyidir. Bina, binadır.
Nasrettin Hoca, yolda bir nal bulur. Arkadaşına dönerek:
"Geriye üç nal, bir at kaldı" der.
Saray da öyle.
Yurttaş, yurttaşı soyduğunda soyan da soyulan da Adalet Saraylarında buluşur. İyi de, yurttaş devletten vurgun yerse nereye koşacak?
Tanıştığımız yeni vurgunun adı fon vurgunu!
Çocukluk yıllarımda köylüler tezek toplardı dağda taşta. Tezek deyip de geçmeyin. Yoksul yakacağıdır. O yaz sıcağında Güneş'in sıcaklığını toplar içinde. Ne kadar toplayabilirse... Kış günlerinde gözüne bakar çoluk çocuk. Baktıkça da ısınır.
Tezek, kurumadan toplanmazdı. İyice kuruyacak. Diyelim ki kurumadan kaldırdı biri. Kıvır kıvır kurt kaynar altında.
Devlet kurumları, yaşamımızı ısıtan, sıcak tutan kurumlardır. Kimi kurumların fon vurgununda adları geçiyor. Demek ki dağdaki tezek kadar faydaları yok millete. Altları kurt kaynıyor.
-Bir değil, üç değil, beş değil "altı kamu kurumu işin içinde."
Ben demiyorum, Yürütme'nin sözcülerinden Nihat Zeybekçi diyor. Konuşurken yutkunarak konuşuyor.
"İhmal, suistimal var." diyor. Dahasını diyemiyor.
İhmal edenler kimler?
Suistimal edenler kimler?
İhmal edenleri ihmal edenler kimler?
Almanlar, Abdulhamid zamanında Bergama'yı Almanya'ya taşımışlardı.
Bu foncular da devletin emanetindeki paraları taşımışlar dışarılara.
Cumhuriyet'in birinci kuşağı öncü kuşaktı. Son kuşak foncu k-uşak oldu. Yurttaş oturmak için ev kiralayamazken bunlar, para koymak için kasa kiralamıyor, ev kiralıyor.
"Millet, fakr-ü zaruret içinde."
Baharı, yazı kışa dönmüş; üşüyor.