Sonbaharın bir rengi olsaydı hangisi olurdu? Sararan yaprakların altın sarısı mı, ağaçların dallarındaki turuncu mu, toprağın kahverengisi mi, yoksa bütün bu değişime inat yeşil kalmaya devam eden çamların rengi mi? Aslında sonbaharın tek bir rengi yok. Belki de bu mevsimi bu kadar güzel yapan, doğanın bütün renklerini aynı anda görebilmemiz.
Hafta sonu Samsun’un Vezirköprü ilçesinde bulunan Kunduz Ormanları’nda yürürken tam da bunu düşündüm.
Bir ağacın yaprakları hala yemyeşilken hemen yanındaki çoktan sararmış, biraz ötedeki turuncuya, bir başkası kahverengiye dönmüştü. Ağaçların arasından süzülen güneş ışığı bu renklerin üzerine vurdukça orman adeta canlı bir tabloya dönüşüyordu.
Doğa sanki kış gelmeden önce elindeki bütün renkleri son bir kez sergilemeye karar vermişti.
Kunduz Ormanları’nda Bir Sonbahar Günü
Samsun’un Vezirköprü ilçesi sınırları içerisinde yer alan Kunduz Ormanları, zengin bitki örtüsü ve doğal güzellikleriyle bölgenin önemli ekoturizm alanlarından biri.
Kayın, göknar, ladin, çam ve meşe ağaçlarının bir arada bulunduğu orman, farklı türlerin oluşturduğu zengin bir ekosisteme sahip. Yüksek rakımı ve yoğun ağaç örtüsü sayesinde kendine özgü bir iklimi bulunuyor.
Kunduz Ekoturizm Alanı içerisinde toplam 12,68 kilometrelik doğa yürüyüş parkuru bulunuyor. Orman içi patikalardan oluşan güzergah, genel olarak düşük ve orta eğimli bölümlerden geçiyor. Dinlenme noktaları, manzara alanları ve yönlendirme levhaları da ziyaretçilerin bölgeyi keşfetmesini kolaylaştırıyor.
Biz bu hafta parkurun 6 kilometrelik bölümünü yürüdük.
Yaklaşık 3 saat süren yürüyüşümüzde 223 metre yükselti kazandık. Orta zorlukta değerlendirebileceğimiz güzergah, kondisyon açısından çok zorlayıcı olmasa da özellikle sonbaharda dikkatli adımlar atmayı gerektiriyor.
Ancak bizim için en büyük zorluk, yürümekten çok fotoğraf çekmek için durmadan ilerleyebilmekti.
Neredeyse her virajın ardından başka bir manzarayla karşılaştık.
Bir noktada ağaçların arasından süzülen güneş ışığına, başka bir noktada sarı yapraklarla çevrili küçük bir dereye takıldı gözümüz. Yerdeki yaprakların hışırtısına suyun sesi karışıyordu. Nemli toprağın, yosunların ve dökülen yaprakların kendine özgü kokusu ise sonbaharın geldiğini yalnızca gözlerimize değil, bütün duyularımıza hissettiriyordu.

Ormanın İçinde Küçük Bir Mola
Doğa yürüyüşlerinin yalnızca kilometrelerden, yükselti kazanımlarından ya da yakılan kalorilerden ibaret olmadığını daha önce de yazmıştım.
Kunduz Ormanları’nda verdiğimiz mola bunun güzel bir örneğiydi.
Dostlarla sararmış yaprakların üzerine oturduk. Kahvelerimizi içtik, biraz sohbet ettik. Etrafımızda yüksek ağaçlar, ayaklarımızın altında sonbaharın döktüğü yapraklar vardı.
Şehir hayatında çoğu zaman bir yerlere yetişmeye çalışırken, burada acele etmemiz gereken hiçbir şey yoktu.
Aslında doğada geçirilen zamanın en sevdiğim taraflarından biri de bu. Günlük hayatın koşuşturmasından uzaklaşıp yalnızca bulunduğunuz ana odaklanabilmek.
Üstelik böylesine güzel bir günü yaşamak için büyük organizasyonlara veya gösterişli mekanlara ihtiyaç duymuyorsunuz.
Elbette doğaya çıkmak, hazırlıksız yola koyulmak anlamına gelmiyor. Uygun ayakkabı, yeterli su, hava koşullarına göre kıyafet ve güzergah bilgisi her yürüyüşte olduğu gibi burada da önemli. Özellikle sonbaharda ıslak yaprakların ve çamurlu zeminin oluşturabileceği kayganlıklara dikkat etmek gerekiyor.
Bir Ormandan Daha Fazlası
Kunduz Ormanları yalnızca doğa yürüyüşleri için değil, fotoğrafçılık, doğa gözlemi ve dinlenme açısından da önemli imkanlar sunuyor.
Bölgede karaca, tilki, yaban domuzu ve çeşitli kuş türlerini barındıran zengin bir yaban hayatı bulunuyor. Yakın çevredeki Kunduz Yaylası ve Şahinkaya Kanyonu ise Vezirköprü’yü yalnızca günübirlik değil, birkaç günlük doğa gezileri için de değerlendirmeye değer kılıyor.
Bu tür alanların tanıtılması ve doğa turizmine kazandırılması önemli. Ancak ziyaretçi sayısını artırmak kadar, ziyaretçilerin doğaya karşı bilinçli davranmasını sağlamak da gerekiyor.
Çünkü doğa turizminin sürdürülebilir olması, doğal alanların korunmasına bağlı.
Yıllar boyunca büyümüş ağaçların, yüzlerce canlıya ev sahipliği yapan ormanların ve kendine özgü ekosistemlerin değerini yalnızca ziyaretçi sayısıyla ölçemeyiz.
Buraları bizden sonra gelecek insanların da aynı güzellikte görebilmesi gerekiyor.
Sonbaharın Son Sözleri
Ekim ayını geride bıraktık, kasıma merhaba dedik.
Önümüzdeki günlerde havalar biraz daha soğuyacak. Ağaçların dalları seyrekleşecek, bugün üzerinde yürüdüğümüz yapraklar toprağa karışacak.
Belki birkaç hafta sonra aynı patikadan geçsek karşılaştığımız manzara bambaşka olacak.
Kunduz Ormanları’ndan ayrılırken aklımda kalan da buydu.
Altı kilometrelik yürüyüşün sonunda ayakkabılarımız biraz kirlenmiş, hafızalarımız ise birbirinden güzel manzaralarla dolmuştu.
Her mevsimin doğada ayrı bir karşılığı var. Kimimiz ilkbaharın taze yeşilini, kimimiz yazın uzun günlerini, kimimiz de kışın bembeyaz manzaralarını seviyoruz.
Benim içinse sonbaharın yeri biraz farklı.
Çünkü ağaçların yapraklarını dökmesi ilk bakışta bir bitiş gibi görünse de aslında yeni bir mevsime hazırlığın başlangıcı.
Sonbahar, doğanın vedası değil; belki de en renkli merhabasıdır.