Siyaset sadece sandıktan ibaret değildir; bazen bir partinin koridorlarında atılan her adım, cumhuriyetin omurgasında açılan derin bir çatlağa dönüşür.
Son dönemde yaşananlar, ana muhalefet partisinin kendi iç dinamikleriyle erimesinden öte, Türkiye'nin siyasi mühendislik laboratuvarında titizlikle kurgulanan bir "parçalama ve dönüştürme" operasyonunu akıllara getiriyor.
Aklımızdaki o deli sorular, aslında bir siyasi cinasın veya tesadüfler zincirinin değil, adım adım örülen bir stratejinin haritasını sunuyor.
ORTAK AKIL MI, HESAPLANMIŞ BİR ÇÖKÜŞ MÜ?
Süreç, eski genel başkan ile o dönemin grup başkanının el ele vererek partiyi taşıdığı kavşakta başladı.
Önce eski lider, yerel dinamiklerin ve güçlü aktörlerin desteğiyle genel başkanlık koltuğundan indirildi; yerine grup başkanı geçti. Ancak bu bayrak değişimi huzur getirmedi. Hukukun bir kılıç gibi çekildiği, mahkeme koridorlarında "butlan" kararlarıyla geçmiş kurultayların tartışmaya açıldığı süreçte, parti adeta ortadan ikiye bölündü.
Hukuki kılıflarla eski genel başkanın yeniden partinin başına döndürülmesi, yapının kalbine saplanan ilk hançerdi. Ardından kopuşlar hızlandı: Grup başkanı ve ekibi ayrı bir yola saparken, kaleler birer birer el değiştirdi. Cumhuriyetin simgesi olan İzmir’in Büyükşehir Belediye Başkanı’nın partisinden kopup iktidar saflarına katılması, tabanda yaratılan şok dalgasının doruk noktasıydı.
Artık ortada tek parça bir muhalefet yok; üçe bölünmüş, kendi içinde hesaplaşan, köklerinden koparılmış paramparça bir enkaz var. Afyon’dan Aydın’a uzanan bu çözülme zinciri, kurucu partinin tabelasını ve misyonunu tarihin tozlu raflarına kaldırma operasyonunun coğrafi göstergeleri adeta.
BÜYÜK FİNAL VE KURUCU FELSEFENİN TASFİYESİ
Bu gün gelinen noktada karşılaştığımız tablo, sıradan bir iç iktidar mücadelesinden çok daha derin anlamlar içeriyor. Ne eski yapıda kurucu liderin temel felsefesi ve anti-emperyalist, halkçı misyonu kaldı ne de yeni kurulan yapılarda bu kaygı güdüldü.
Siyaset laboratuvarındaki bu büyük finalde, kurucu felsefe tasfiye edilirken yeni bir eksen inşa ediliyor. Popülist dalgaların rüzgârıyla hareket eden aktörler, iktidar blokunun ve DEM (HDP) çizgisinin etrafında şekillenen yeni süreçlerin mutfağında buluşuyor.
Görünen o ki; amaç sadece bir partiyi ele geçirmek veya değiştirmek değil. Amaç, cumhuriyetin tüm kurucu kodlarını temsil eden ana akım muhalefeti atomlarına ayırarak, sistemi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden formatlamak. Tarih, bu süreci izleyenleri değil, bu tasfiyeye sessiz kalanları ve çatı çökerken kavga etmeye devam edenleri yazacak.
Sizce bu parçalanma tablosu karşısında, kurucu değerleri yeniden bir araya getirebilecek ortak bir zemin inşa etmek hâlâ mümkün mü, yoksa yeni bir siyaset dili kurmak kaçınılmaz bir zorunluluk mu?