Adamın biri çölde kaybolur. Yanına aldığı yiyecek ve su çoktan tükenmiştir ve nereye gittiğini bilmeden umutsuzca dolaşıp durmaktadır. Kısa süre içinde su bulamazsa, ölecektir ama içinde hâlâ küçük de olsa bir umudun verdiği gayretle pes etmeden aramaya devam eder.
Amaçsızca dolaşıp dururken birden uzakta küçük bir kulübe görür. Önce serap olduğunu düşünür ancak bunun son şansı olduğuna karar vererek son gücüyle kulübeye doğru yürümeye başlar. Yaklaştıkça da umudu büyür. Çünkü serap değildir ve kulübe hala oradadır.
Sonunda kulübenin yanına gelir. Kapı kilitli değildir, itince açılır. Büyük bir umutla içeriye baktığında ise sevinci kısa sürer. Çünkü burası yıllar önce terk edilmiş bir yerdir. Yine de “belki biraz su bulabilirim” ümidiyle sağı solu araştırmaya başlar. Ve işte o an, yer altından su çekmeye yarayan bir el pompası görür. İçi yepyeni bir enerjiyle dolarak pompanın başına gider ve su çekme kolunu aşağı yukarı hareket ettirir. Ancak bu işlemi defalarca yapmasına rağmen ne yazık ki bir damla su bile çıkmaz. Pompa kupkurudur, ayrıca uzun zamandır kullanılmadığı da bellidir.
Son ümidi de sönmüş, yıkılmıştır. Tüm enerjisini kaybedip “Artık bu son, her şey bitti.” diye düşünerek “En azından üzeri kapalı bir yerde öleceğim. diyerek kafasını kaldırdığı anda, tavana bağlı bir şişe olduğunu görür. Uzanıp aldığında ise içinin suyla dolu olduğunu anlar. Büyük bir sevinçle tam tepesine dikip içecekken, şişenin üzerine bir not yapıştırıldığını fark eder. Notta şunlar yazılıdır: “Şişedeki suyu sakın içme; pompanın içine dök, sonra da pompayı çalıştır. Ve lütfen, senden sonra gelecek yolcu için şişeyi yeniden doldurup aynı yere as.”
Bir anda suyu içip canını kurtarmakla, notta yazdığı gibi boşaltıp pompayı çalıştırmak arasında korkunç bir tereddüt yaşar. Aklından bin bir türlü düşünce geçmektedir. Ya pompa çalışmazsa…? Ya döktüğü su işe yaramazsa…? Ya yeraltı suyu kurumuşsa…? Ya bu not doğru değilse…? Tüm bunların yanında da ya gerçekten çalışır da bol suya kavuşursa…?
Uzun uzun düşünür. Ve sonunda, içindeki dürtüye uyarak notta yazılana güvenmeye karar verir. Titreyen elleriyle suyun tamamını pompanın içine döker ve pompalamaya başlar. Artık tek dayanma gücü içindeki o umuttur. Acele ve heyecanla yapılan birkaç denemeden sonra, pompanın ucundan önce hafif bir şırıltı sesi, sonra da birkaç damla su gelir. Pompalamaya devam eder ve sonunda su fışkırır! Hem de buz gibi soğuk, tertemiz ve bolca…!
Önce doyasıya içer, sonra da elini yüzünü yıkayıp matarasını doldurur. Bedeni canlanmış, zihni açılmış, yüreği yeniden yaşam enerjisiyle dolmuştur. En sonunda da notta yazdığı gibi, şişeyi tekrar doldurur ve tavana asar.
Tam kulübeden çıkıp gitmek üzereyken, köşede duran başka bir şey daha fark eder; İçinde bir harita olan küçük bir kutu. Harita, çölden nasıl kurtulacağını göstermektedir. Yanında da bir not: “Haritayı ezberle, sonra da yerine koy.”
Notta denildiği gibi yolu iyice ezberledikten sonra haritayı kutusuna koyar ve kulübeden çıkar. Ancak birkaç adım attıktan sonra öylece durup düşünür. Sonra da geriye dönerek şişedeki notun altına şunu yazar: “İnan bana… Bu pompa çalışıyor.”
Bu öykü bize şunu öğretiyor: Ne kadar zor durumda olursak olalım, bizi asıl felakete götüren umudumuzu yitirmek oluyor. Ve bazen hayatta istediğimize ulaşabilmek için de elimizdeki en kıymetli şeyimizi feda etmeyi de göze almamız gerekebiliyor. Tıpkı adamın, elindeki son suyu pompa için kullanmayı göze alması gibi.
Bu öyküdeki su; bilgi, sevgi, para ya da inanç gibi bizi biz yapan en değerli şeylerimizden biri ya da birkaçını simgeliyor olabilir. Ve bunu elde etmek için öncelikle harekete geçmemiz, sonra değerlerimizden fedakârlık etmemiz yani vermemiz ve en önemlisi de yaptığımıza inanmamız gerekiyor. Tıpkı hayatın pompasına su dökebilmek gibi. İşte o zaman, hayat bizim ona verdiğimizden çok daha fazlasını geri verecektir.
Ayrıca öyküden şunu da çıkarabiliriz: İyilik bulaşıcıdır, basit bir not bile bir insanın hayatını kurtarabilir. Ve o insan da bir başkasına umut olabilir. Böylece de elden ele, kalpten kalbe ulaşan bu yolla, dünya biraz daha insanca ve yaşanası bir yer olabilir.
DÜŞÜNEN SÖZLER:
· Servetini yitiren kişi önemli bir şey yitirmiştir, sağlığını yitiren çok şey yitirmiştir, onurunu yitiren pek çok şeyini yitirmiştir, umudunu yitiren ise her şeyini yitirmiştir. FRANSIZ SÖZÜ
· Cebini yokladı; boş. / Yüreğini yokladı; kırık. / Arkasına baktı; yalnız. / Gökyüzüne baktı; mavi. / “Olsun be!” dedi; “Yarın var, Yaradan var. Yarın varsa, umut da var demektir. Öyleyse durma, yürü.” ANONİM