Bir kapıyı açmak için ne gerekir?
Soru bu. Haydi birlikte beyin jimnastiği yapalım. Önce kapının nerede olduğunun bilinmesi gerekir, sonra da kapı kolunun yerini ve nasıl açılacağını. Tabii ki bu arada biraz da emek vermek gerekir. Kısacası hem bilgi gerekir hem de emek…
Peki, kapının önüne bir adam yerleştirip eline de bir liste versek ve desek ki: “Bu listede olanları geçir, diğerlerini ise kesinlikle içeri alma.”
O zaman ne değişir? Şöyle ki, kapıyı açmak için yerini bilmek ya da kolunun açılış şeklini bilmek bir işe yaramaz. Yani bilgi gereksiz hale gelir. Ayrıca listede olanların emek vermesine de gerek yoktur. Bu durumda adamı olmayanlar kapının yerini ya da kolun nasıl çevrileceğini bilmelerinin hiçbir işe yaramayacağını bildikleri için bilgi edinmeyi ve emek vermeyi bırakırlar. Çünkü harcayacakları zaman ve emeğin boşuna olacağını anlamışlardır. Kısacası, bilgi ve emek değerini yitirir, sıradanlaşır. Bu arada kapı da kapı olmaktan çıkar ve başını eşkıyanın tuttuğu haraçla geçilen bir köprüye dönüşür. İnsanlar bilgi ve emekle bu kapının açılmayacağını anlayınca, bu kez kapıdaki adama dalkavukluk yapmaya başlarlar.
Şimdi de şu soru gündeme düşer: Kapıdan geçenlerin listesine girmek için haraç veren ya da dalkavukluk yapanlar hiç vicdan azabı hissetmezler mi? Muhtemelen bir bölümü “Kapıdan mutlaka geçmem gerekiyordu ve bunun için başka çarem yoktu.” diyerek kendisini teselli eder. Diğerleri ise “Adam değerlerimizi koruyor ve ona uygun insanları içeri alıyor.” kendi vicdanlarını teselli ederler. Halbuki böyle yapıldığında bilginin ve emeğin değerinin öldüğünü, bu yüzden de insanların cehalete ve serseriliğe sürüklendiğini düşünmezler. Adama yapılan dalkavuklukla zamanla ahlâk, erdem, namus, liyakat ve adalet gibi kavramların değerini yitirdiğini düşünmezler.
Böyle bir toplumda büyüyen gençler ise, bilgi ve emekle bir şey elde edemeyeceklerini anladıkları için onlar da bu eşkıyalık sistemine özenti duymaya başlarlar. Ve gelecekte bir gün kendileri de eşkıya olmak isteyip bunun hayalleri ile yaşamaya başlarlar. Toplumu toplum yapan ahlâk, erdem, adalet, namus. vb. temel ögeler anlamını yitirip sıradanlaşır ve onların yerini orman kanunları alır. Güçlü güçsüzü ezer; mafyalar ve çeteler toplumu ele geçirerek yasa dışı bir yaşam egemen olur. Bu durumda da toplum, toplum olmaktan çıkarak bir lağım çukuruna dönüşür.
Adamı yani torpili olmadığı için kapıyı geçemeyenler ise kapı ile eşkıya arasındaki ayırımı zamanla yapamaz duruma gelerek onları geçirmeyen eşkıya yerine bir türlü geçemedikleri kapıya da düşman olurlar. Ve ilk fırsatta yıkmak isterler. Bu kez de kapıda adamı olanlar, yıkmak isteyenlere karşı cephe alıp onları hain ilan ederler. Böylece de toplumda olayları soğukkanlılıkla karşılayıp adaletle davranma duygusu yok olur ve kapıyı yıkmak isteyenlere en ağır cezalar verilir. Yasalar ortadan kalkar ya da uygulanamaz. Yalnızca mafya kuralları geçerli olur.
Ya sonra..? Sonrasını ben de bilmiyorum. Eğer siz biliyorsanız, söyleyin de biz de bilelim.
NOT: Fikir olarak sosyal medya paylaşımından yararlanılmıştır.
DÜŞÜNEN SÖZLER:
· Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkûm olmuştur. MONTESQUİEU
· Adalete hükmeden tilki olduğunda, tavuklar daima suçlu bulunacaktır. C. FARMER
· Adaletin küçüldüğü ülkelerde, büyük olan artık suçlulardır. ANONİM
· Adaletsizliklerin en büyüğü adil olmayıp adil gibi görünmektir. PLATON
· Adil davranmadıktan sonra hacı hoca olmuşsun kaç para. Hırka, tesbih, post, seccade güzel ama Allah kanar mı bunlara? ÖMER HAYYAM
· Aklı öldürürsen, ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür. F. S. MEHMET
· İslam’ın nişanı adalettir. HZ. MUHAMMED