Ülkenin her tarafı yanıyor ve ne yazık ki alevleri üzüntüyle izlemek dışında, bunları önlemek adına bir şeyler yapmak elimizden gelmiyor. O güzelim yeşilliklerin olduğu yerlerin simsiyah bir kül örtüsüyle kaplandığını gördükçe içimiz eriyor ama hepsi o kadar işte.
“Her şeyin başı eğitim” diyoruz ya hani, gerçekten de öyle. Yangınlardan %95 oranında kusurlu ve sorumlu olan biz insanoğlu, bu konuda yeterli düzeyde eğitilmediğimiz için bilerek ya da bilmeyerek yangın çıkarıyor ve yakmaya devam ediyoruz.
Burada hükümetin gerekli önlemleri almadığından, cezaların caydırıcı olmadığından ya da uçak ve araç-gereç yetersizliğinden falan söz etmeyeceğim. Bütün bunlar tabii ki önemli ama benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta o alevin ilk başladığı an ve onu başlatan da biz insanlarız. Diğerleri ise bizim yaktığımız alevi söndürebilmek adına gerekli olan şeyler.
Tekrar aynı yere döneyim, insanlarımıza doğa sevgisi ve onu koruma bilincini aşılayamamış olmalıyız ki, bu da ancak eğitimle olur. Hem de ana kucağından başlayıp hayat boyu sürecek bir eğitimle. Kısacası, sadece okulla olup bitiverecek bir şey değil; büyük oranda sorumluluk ailenin üzerine düşüyor. Çocuğa doğayı dinleyebilme, duyabilme, sevebilme ve koruyabilme bilinci anne-baba önderliğinde evde başlıyor. Çünkü bizim değer vermediğimiz bir şeye çocuklarımızın değer vermesini istemek, fosur fosur sigara içerken “Sigara sağlığa zararlıdır.” nutukları atmak kadar inandırıcı olabilir.
Her zamanki gibi bir öyküyle ne söylemek istediğimi anlatmaya çalışayım.
ABD Hükümeti, bir anlaşma yapmak üzere Kızılderili şeflerini New York’a davet eder. Hep birlikte trenle gelen şefler, bir heyet tarafından karşılanarak araca bindirilir ve kenti az da olsa tanıtmak amacıyla özel bir güzergâh belirlenip hareket ederler. Aracın içinden merakla etrafı seyreden Kızılderili şefleri, sokaklardaki insan selini, arabaların ve iş makinelerinin gürültüsünü şaşkınlıkla izlemektedirler.
Bir ara Oglala Lakhotaları kabilesi şefi ve şamanı Karageyik, yanındaki şeflere dönerek yakınlarda bir yerde Ağustos böceğinin şarkı söylediğini haber verir. Diğer reisler de şarkıyı duyduklarını söyleyip Karageyik’i onaylarlar. Ancak araçtaki beyaz adamlardan hiçbiri bu sesi duymadığı için reise inanmayıp böyle bir mega kentte Ağustos böceğinin olamayacağını, olsa bile bu gürültüde duyulmasının mümkün olmadığını söylerler.
Ancak, Karageyik ve diğer reisler, ısrarla şarkıyı duyduklarını söylemeyi sürdürünce, arabayı durdurup hep birlikte inerler. Karageyik, bir süre yerinde kalıp çevreyi dinledikten sonra önlerine düşüp yürümeye başlar ve ilerde küçük bir park bulur. Sonra da parktaki büyük bir ağacın altına dikilerek daldaki Ağustos böceğini gösterir. Böcek olanlardan habersiz büyük bir aşkla şarkısını söylemeyi sürdürmektedir.
Onları gezdiren görevliler büyük bir şaşkınlık içindedirler. Karageyik’e
–“Böyle bir şey olamaz. Sende mutlaka doğaüstü bazı güçler var.” deyince, o da hafif bir gülümsemeyle;
-“Hayır, benim sizlerden hiçbir farkım yok. Ağustos böceğini duymak için doğaüstü güce de ihtiyaç yok.” der. Onlar da;
-“O zaman biz niye duymadık?” diye itiraz edince, Kara Geyik bir an düşünür, sonra da cebinden metal bir 50 sent çıkarıp kaldırımda yürüyen insanların arasına yuvarlar. Bir anda onlarca insan; “Acaba benden mi düştü?” diye ceplerini yoklayıp paraya bakmaya başlayınca, Karageyik diğerlerine dönerek;
-“Şimdi anladınız mı?” diye sorar ama şaşkın adamlar yine;
-“Hiçbir şey anlamadık” derler.
Bunun üzerine Karageyik şunları söyler:
-“İnsan için önemli olan, nelere değer verdiğidir. Çünkü tüm dünyasını ona göre biçimlendirir, ona göre duyar, ona göre görür ve ona göre hisseder. Eğer sizler ve diğer insanlar doğaya değer verseydiniz, hepiniz de Ağustos böceğinin şarkısını duyardınız. Ancak doğa yerine paraya değer verdiğiniz için onun sesini yani duymak istediğinizi duydunuz.”
Sanki bize söylenmiş gibi değil mi? Kendimize lütfen şu soruyu soralım: “Ben, beynimi Ağustos böceğinin ötüşünü duymak için mi ayarladım, yoksa paranın sesini duymak için mi?”
DÜŞÜNEN SÖZLER:
· Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı. Biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık. AFRİKA SÖZÜ
· Doğa insan olmadan da yaşar ama insan doğa olmadan yaşayamaz. P. EHLRİCH
· Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz. H. REEVES
· İnsan nedir biliyor musun? Ağaçları kesip kâğıt yapan, sonra o kâğıda, ağaçları koruyun, yazandır. O. ATAY
· Yalnızca son ağaç kesildikten, son ırmak zehirlendikten, son balık yakalandıktan sonra paranın yenilen bir şey olmadığını anlayacaksınız. CREE KIZILDERİLİLERİ
· Yaşadığın yeri cennet yapamadığın müddetçe, kaçtığın her yer cehennemdir. T. AKGÖL