Cumhuriyet sözcüğü Arapça cumhur kökünden türetilmiştir, ‘halk topluluğu’ anlamında kullanılır. Batı dillerinde Latince’ye dayanarak ‘kamusal olan her şey, kamusal çıkar’ anlamında res publica (republic – ing.) terimi ile ifade edilir.
Genel anlamıyla ‘egemenliğin ve devlet gücünün doğrudan halka ve halkın seçtiği temsilcilere ait olduğu yönetim biçimidir.’
Egemenlik cumhuriyet yönetiminde tek bir kişiye veya belli bir zümreye bırakılmamıştır. Bu yanıyla krallık, şahlık, padişahlık, sultanlık gibi tek kişi yönetimleri cumhuriyet olarak tanımlanmaz. Bu ve benzeri yönetimler diktatörlük olarak adlandırılır. Bu yönetimlerde söz tek adamda toplanmıştır, yetki ondadır, ondan üstün herhangi bir kurum veya kurul yoktur.
İktidar yetkisi ve egemenlik halka aittir, bir sülaleye veya kişiye verilmez. Demokratik bir işleyişle belirli sürelerde seçimler yapılır, seçilen partiler belirli seçim yasasıyla belirlenen sürede ülkeyi yönetir. Seçim kaçınılmazdır, mutlaka yapılır, anayasanın temel ilkelerindendir.
Yurttaşlar yasalar ve anayasa önünde eşit haklara sahiptir. Yurttaşların seçme, seçilme, ifade (görüş açıklama), toplanma ve yaşama hakları anayasal güvence altındadır. Cumhuriyet rejiminde Yasama (meclis), yürütme (kolluk) ve yargı (mahkemeler) birbirinden bağımsızdır.
Tek adam rejimlerinin olduğu ülkelerde bu yetkiler bağımsız olmaktan uzaktır, tek adamın (ör. Kralın) müdahalesine her zaman açıktır. Yasalar tek adama göre hazırlanır, yargı tek adamdan işaret bekler, kolluk ha keza! Bu yapının örneklerine otoriter yönetimlerde sık rastlanır.
Türkiye Cumhuriyeti Ulusal Kurtuluş Savaşımız sonunda kurulmuş, çağdaş bir düzen olarak varlığını sürdürmüştür. Ulusal kurtuluşumuzu sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’e ve kadrolarına çok şey borçluyuz. Bunu yadsımak yurtseverlikle bağdaşmaz.
Cumhuriyetle insanlar padişahın tebaası olmaktan kurtuldu, yurttaş oldu. Kuruluncaya kadar yok sayılan kadınlarımıza seçme, seçilme hakkı verildi ki bu çoğu Avrupa ülkelerinde henüz yasalaşmamıştı.
Cumhuriyet eğitim kurumlarıyla kadın-erkek eşitliğini yaygınlaştırdı, her bir kişi birey olmanın, saygınlığın onurunu yaşadı, bütün zorlamalara karşın günümüzde de yaşıyor.
Cumhuriyet kuruluşunda padişahlığa dayanan saltanatı ve dinin devlet işlerine karışmasını önlemek üzere hilafeti kaldırdı. Laik bir düzen kuruldu. Yurttaşların inancına, inancını nasıl ve hangi inanç kurumunda yürüteceğine devlet müdahale etmez. Bu temel kural ne acıdır ki sürekli görmezden gelindi, insanların neye inanacağı, inancını nerede ve nasıl yaşatacağı daima suistimal edildi. Eğitim alanında kreşlere kadar inen din baskısı yaşandı, yaşanıyor. Bu durum halk arasında tartışmalara neden oluyor, tarikatların eğitime müdahalesi hoş görülmediği gibi eğitim kurumlarından ellerini çekmesi temel alınıyor.
Toplum dayatmacı siyasal inanç hegemonyasından kurtuldu, laik bir düzende bilimsel temelde, modern hukuk ilkeleriyle işleyen, (cin çıkarma ve benzeri) hurafelerden uzak modern bir yaşam tesis edildi.
Bu düzenlemeler bize cumhuriyetle geldi, çağdaş uluslar arasında sayılır olduk.
Reayalıktan, kulluktan bireye geçişimizi sağlayan cumhuriyeti sonsuza dek savunmak her yurttaşın görevi olmalıdır.
Kurtuluş savaşını yürüten, utku ile sonuçlandıran, cumhuriyeti kuran kadrolara saygı ve özlemle…