Yerel seçimlerin sonucuna göre iktidar veya muhalefet partilerinin gösterdiği bir aday kentlerin belediye başkanlığına seçilir. Var olan ve geçerli yasalara göre parlamenter demokrasilerde seçim sonuçlarına tüm partiler katlanır ve yasal süre içerisinde seçilmiş başkan görevini sürdürür. Görevde kaldığı süre boyunca başkanın ve çalışma ekibinin başarılı olup olmadığına seçmen karar verir. Başkan bir sonraki seçimde yeniden aday gösterilebilir ve seçilirse seçmen iradesine saygılı olarak yeni dönemde de hizmet vermeye devam eder.

Burjuva demokratik düzeninde konulmuş yasalar çoğunlukla egemen sınıfların çıkarlarına göre düzenlenmiştir. Çalışanların haklarına çok önem verilmez. İşçi sendikaları ve emek örgütleri hak taleplerini sürekli diri tutmak ve insanca yaşam standartlarını yükseltmek isterler. Kendileri, aileleri ve yaşam koşullarını dikkate alan toplu iş görüşmeleriyle ya talepler karşılanır ya da karşılanmadığı durumlarda grev uygulamalarıyla hak istemleri yeniden masaya konur. İşçi ile işveren arasında bir çözüme ulaşmaya dayalı bir mücadele vardır. Çoğunlukla bu mücadele çalışanın kazanımı ile sonuçlanır.

Belediyeler ve katılımcı oldukları şirketlerde ve diğer kurumlarda genel olarak bu durum yaşanır.

İzmir belediye çalışanları hak talepleriyle 2025’te greve gitmişler, görüşmeler sonunda Cemil Tugay işçilere ödenecek yüzde 30 zam ve yüzde 19'luk enflasyon farkı teklifinde anlaşmıştı.

Yerel seçimlerde başkanlığa seçilmiş kişiler hem seçildikleri kentin tüm yaşayanlarına hem de kendi seçmenlerinin iradelerine saygılı olarak görevlerini yürütür.

Son üç yıldır bu genel duruma aykırı uygulamalar görüyoruz. Seçilmiş başkanlar çeşitli yasal zorlamalarla görevlerinden alınıyor, yerlerine kayyumlar atanıyor, veya belediye meclisi tarafından başkan vekilleri seçiliyor. İktidar ittifakı kendi adaylarının seçilemediği kentlerin belediye başkanlarını yargı yoluyla değiştirip politikalarına uyum gösteren kişileri yine yargı yoluyla getirme uğraşında. Bunu başaramadığı kentlerde belediye başkanlarını yargı, suçlama veya başka yöntemlerle kendi partilerine geçmeye özendirmiş ve muhalif belediyelerin pek çoğunda yönetimleri değiştirmiştir.

İzmir en çarpıcı örneklerden biridir. İzmir belediye başkanı Cemil Tugay hakkında çıkan söylentilere yanıt olarak “Eşim beni boşar, annem affetmez, seçmen iradesine saygısızlık olur.” gibi çok abartılı açıklamalarda bulunmuştu. Bu açıklamadan çok kısa bir süre sonra AKP genel başkanıyla görüşerek çıktığı bir programda yapılan törenle parti değiştirdiğini televizyonlarda izledik.

Bu dramatik sonuç bize çok şey vermeli: Siyasi iktidar yirmi üç yıllık sürede çalışanların ve orta direk diye adlandırılan kesimin yaşamlarını iyileştirecek düzenlemelere gitmediği gibi yandaş şirket diye bilinen şirketlere vergi muafiyeti, vergi affı, borç silme gibi ekonomik rahatlama getirmiştir. Dönemin kazançlı kesimi iktidar partisine sırtını dayamış büyük sermaye sınıfıdır. Yabancı sermaye ise başkanlık sistemi, yargı dalgalanması, yatırım güvencesi görememe gibi nedenlerle ülkeye gelmiyor. Yerli sermaye de yol, köprü, havaalanı yapımı ile meşgul fakat üretime dönük yatırımlara girişmiyor. 23 yılda sata sata tüketilen fabrikaların yerine yenileri açılamadığı veya açılmadığı için işçiye iş alanı açılamıyor, yetişmiş üniversite mezunu bireylerimiz geleceği yurt dışında görerek batıda bir ülkeye geçme peşinde koşuyor.

Bu arada iktidarla bir biçimde yolu kesişen, yönetimde rol alan büyük bürokratların ve bakanların da içinde bulunduğu bir fon skandalı patladı. Küçük yatırımcıları yok etmeye yönelik vurgunlar yaşandı. Bakalım sonu nereye dayanacak!

Yukarıda sayılan nedenler hem ekonomi, hem yargı hem de siyaset arenasında geniş çaplı çürüme belirtileridir.

Çözüm demokrasiye, üretime, emeğe, haklara saygılı bir düzenin inşa edilmesi olarak görünüyor.