Çocukların Şehri: Sokaklarda Çocuk Sesi Var mı?

Bir şehrin çocukluğunu nasıl anlarsınız?

Bir topun duvara çarpışından, saklambaç oynayan çocukların kahkahalarından, akşam eve çağrıldığında “Biraz daha!” diye itiraz eden çocuklardan…

Çocukluğun kendine özgü bir sesi vardır. Peki, bugün sokaklarımızda bu sesi ne kadar duyuyoruz?

Bir zamanlar mahalle, çocuklar için yalnızca yaşadıkları yer değildi. Arkadaşlıkların kurulduğu, oyunların kendiliğinden başladığı, kuralların birlikte belirlendiği ortak bir dünyaydı. Bir arkadaşının kapısını çalıp “Aşağıya iner misin?” diyebilmek, sokakta karşılaşınca oyuna katılmak, akşam eve çağrılana kadar birlikte vakit geçirmek…

Mahallede büyümek, biraz da bir yere ait olmak ve o yerin insanlarıyla birlikte büyümekti. Bugün ise çocukların hayatında başka arkadaşlık biçimleri öne çıkıyor: Servis arkadaşlığı, kulüp arkadaşlığı, etüt arkadaşlığı, kurs arkadaşlığı…

Çocuklar bu ortamlarda elbette arkadaşlıklar kuruyor. Ancak bu ilişkilerin önemli bir bölümü belirli zamanlara ve programlara bağlı. Servis bitiyor, etüt sona eriyor, herkes evine dönüyor.

Arkadaşlıklar devam ediyor ama arkadaşlığın yaşandığı hayat değişiyor.

Mahalle arkadaşlığı, ortak bir hayatı paylaşmanın da adıdır. Çocuklar oyun kurarken anlaşmayı, anlaşmazlıkları çözmeyi, paylaşmayı ve birbirlerinin sınırlarını gözetmeyi deneyimler. Mesele yeni arkadaşlık biçimleri değil, çocukların kendiliğinden gelişen ilişkilere ne kadar fırsat bulabildiğidir.

Bir de çocukların kendi başlarına geçirdikleri zaman var.

Okul, servis, ödev, etüt, kurs, spor faaliyeti… Çocukların günleri çoğu zaman planlarla dolu. Peki, kendi kendilerine kalabildikleri zaman ne kadar? Kimi zaman çocuk annesine ya da babasına dönüp “Sıkıldım!” diyor.

Her boşluğu bir etkinlikle doldurulan çocuk, kendi başına ne yapacağını keşfetmek için daha az fırsat bulabilir. Oysa sıkılmak bazen yeni bir şeyin başlangıcıdır. Çocuk kendi oyununu kurabilir, hayal kurabilir, merakının peşinden gidebilir.

Çocuğa her zaman yapacak bir şey sunmak kadar, kendi yapacaklarını bulabileceği zamanı bırakmak da önemlidir.

Mesele çocukları kendi hâline bırakmak değil, güvenli bir ortamda bağımsızlıklarını deneyebilecekleri fırsatlar oluşturmaktır.

Peki, nasıl bir şehirde çocukluk yaşadıklarını düşünüyoruz?

Çocuk dostu şehir, yalnızca parkları bulunan şehir değildir. Çocukların güvenle yürüyebildiği, arkadaşlarıyla karşılaşabildiği ve yaşadığı çevreyi keşfedebildiği şehirdir.

Çorum Belediyesinin Anne Dostu Şehir yaklaşımı, annelerin ve çocukların ihtiyaçlarını gözeten bir şehir anlayışını gündeme taşıyor. Belediyenin duyurduğu ev ziyaretleri, emzirme danışmanlığı ve bebek bakımı bilgilendirmeleri, ailelere destek sunmayı amaçlayan çalışmalar arasında yer alıyor.

Çocukların ihtiyaçları büyüdükçe çeşitleniyor. Güvenli okul yolları, oyun alanları, arkadaşlık kurabilecekleri mekânlar ve bağımsız hareket edebilme imkânı da çocukların şehirle ilişkisini güçlendiren unsurlar arasında bulunuyor. Çocuklar okuldan eve güvenle ulaşabiliyor mu? Mahallelerinde arkadaşlarıyla oynayabilecekleri alanlar var mı? Yaşadıkları şehir hakkında düşünceleri soruluyor mu?

Çocukları dinlemek, ihtiyaçlarını anlamak ve onlara yaşadıkları şehirde söz hakkı tanımak, çocuk dostu bir şehir oluşturmanın önemli adımlarıdır.

Ben sokaklarında çocuk seslerinin duyulduğu bir Çorum hayal ediyorum. Çocukların güvenle oynayabildiği, komşuların birbirini tanıdığı, arkadaşlıkların yalnızca okul saatlerine ve servis güzergâhlarına bağlı kalmadığı bir Çorum…

Çünkü sokakta oynayan çocuk yalnızca oyun oynamaz. Mahallesini tanır, çevresiyle bağ kurar, kendine yer açar. Bir topluluğun parçası olmayı öğrenir ve yıllar sonra aynı sokaklardan geçerken çocukluğunu hatırlar.

Çünkü çocukların sesi duyulan bir şehir, geleceğine de ses verir.

Çorum’un sokaklarında yeniden çocuk seslerinin duyulduğu, çocukların yalnızca korunduğu değil, hayatın içinde özgürce var olabildiği bir şehir dileğiyle…

Gelecek hafta…

Gençler bu şehirde kendilerine bir gelecek görüyor mu?