“Aydınlar, çağlarını aydınlatmak için yanmaya mahkûm göktaşlarıdır” demiş Napolyon.
İşte bu aydınlardan biri de Prof. Dr. Bahriye Üçok’tur.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin ilk kadın öğretim üyesidir. Tarihçi ve siyaset bilimcidir. 1983-1987 arasında Ordu Milletvekilidir.
Cumhuriyet Gazetesi yazarı da olan Bahriye Üçok, laiklik konusunda hassasiyeti yüksek Kemalist bir aydındır.
1919 Trabzon doğumlu olan Bahriye Üçok’un hayatı, 6 Ekim 1990 günü sona ermiştir.
Çünkü 6 Ekim 1990 günü, Ankara'nın Çankaya ilçesindeki evine özel bir kargo ile bir paket gelir. Gelen bombalı bir pakettir. Paketi teslim alır, kapının önünde açarken bomba patlar. Ağır yaralanır, iki kolu ve bir bacağı kopar.
Hacettepe Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne kaldırılsa da aynı gün hayatını kaybeder.
Bugün tam 36 yıl geçmiştir aradan. Ama unutulmamıştır. Ve bugün kitaplarıyla yaşamaktadır Bahriye Üçok.
“İslam'dan Dönenler”, “Yalancı Peygamberler”, “İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar” kitaplarıyla yaşamaktadır Bahriye Üçok.
Ölümünden sonra adı verilmiştir İzmir'de bir meydana, bir bulvara, bir mahalleye; Artvin'de, Edirne'de, Ankara'da birer caddeye ve Çankaya'da bir parka.
Ve de heykeli dikilmiştir Ankara'da De Gaulle caddesinin girişine.
İşte Türkiye'de aydın olmak budur. Yani zor iştir aydın olmak bu ülkede.
* * *
Evet, aydın olmak zordur bu ülkede.
Çünkü aydın olmak için bedel ödemek gerekir.
Aydın olmak için cezaevini yaşamak, hapis yatmak gerekir bu ülkede. Ya da bir kurşuna hedef olmak...
Çünkü o, bu toplumun gözü, kulağı, konuşan dili, halkın yükselen sesidir.
Çünkü aydın, “herkes gibi herkesin baktığı yere değil, bakılan yerin arkasına da bakandır” demiş bir bilge.
Çünkü aydın ne iktidarın dalkavuğudur, ne muhalefetin borazanıdır. Yani aydın, siyaseten özgür bir kişiliktir ve de bir siyasetin amigosu değildir.
Ve aydın, demokrasi kavgasının silahşorudur. Silahı elindeki kalem, kafasındaki bilgidir. Ürettiği fikirler, demokrasiye giden yolların döşenmesi gereken taşlarıdır.
İşte bu özellikleri nedeniyle aydın, hep potansiyel suçlu olarak görülmüştür. Cezaevleri, mahkeme salonları onun ikinci adresi olmuştur.
* * *
Evet, bu ülkede bedel ödemektir aydın olmak...
-Nazım 12 yıl hapis yatarak ödemiştir aydın olmanın, şair olmanın bedelini.
-Necip Fazıl 10,5 yıl, Kemal Tahir 12 yıl, Orhan Kemal 5 yıl hapis yatarak ödemiştir yazar olmanın, şair olmanın bedelini.
-Hemşerimiz İskilipli İsmail Beşikçi 17 yıl yatarak ve de mahkeme salonlarını mekân yaparak ödemiştir, bir düşünür olmanın bedelini.
Zaten ünlü yazarımız Orhan Kemal, “Hapishaneler, biz yazarları yetiştiren üniversitelerdir” demişti.
-“Dışarda deli dalgalar/Gelip duvarları yalar” diye başlayan şiiriyle Sinop cezaevini anlatan Sabahattin Ali, “Kutsal İsyan” ve “Kutsal Barış”ın yazarı Hasan İzzetin Dinamo cezaevlerinin soğuk duvarları arasında ödediler, aydın olmanın bedelini.
-Ahmet Arif, Nihal Atsız, Çetin Altan, Erdal Öz, Sabiha Sertel, Zekeriya Sertel, Enver Gökçe, Atilla İlhan, Arif Damar, “Hababam Sınıfı”nın yazarı Rifat İlgaz, Aziz Nesin, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, Nevzat Çelik cezaevi duvarlarıyla tanışarak ödediler şair olmanın, yazar olmanın bedelini.
-Ve her biri başucu kitabı olan 57 kitabın yazarı Yalçın Küçük, 70'li yıllarda 5,5 yıl, Ergenekon davasından 4 yıl yatarak ödemiştir, aydın olmanın bedelini.
Ve daha niceleri...
* * *
Evet, bu liste saymakla bitmez bu ülkede.
Yani zordur bu ülkede aydın olmak, yazar olmak, şair olmak...
Zordur bu ülkede düşünen, irdeleyen, sorgulayan bir beyine sahip olmak...
İşte 70'li, 80'Ii, 90'lı yıllarda bedelini hayatlarıyla ödeyenlerin bir bölümü:
Milliyet Gazetesi Başyazarı Abdi İpekçi, TRT programcısı Ümit Kaftancıoğlu, yazar Turan Dursun, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, Araştırmacı-gazeteci Uğur Mumcu hayatlarıyla ödediler aydın olmanın ve de aydınlatmanın bedelini.
Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Bedrettin Cömert, İTÜ'den Ord. Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu, İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, CHP Milletvekili ve ADD kurucusu Prof. Dr. Muammer Aksoy, tarihçi-yazar Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu hayatlarıyla ödediler bir düşünür olmanın, yazmanın bedelini.
Uzundur bu liste… Yani aydın olmak zordur bu ülkede…
Zaten Türk sağının ve muhafazakâr kesimin önemli yazarlarından Cemil Meriç, işte bu durumu, “Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bir ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar” sözleriyle anlatmak istemiştir.