Geçen hafta, haritada görünmeyen Çorum’dan söz etmiştik.
Şimdi biraz daha derine inelim.
Bir şehrin hafızası nerede saklanır?
Eski duvarlarda mı?
Kapanmış dükkânların tabelalarında mı?
Sarıya dönmüş fotoğraflarda mı?
Belki hepsinde…
Ama en çok o şehrin insanlarının içinde.
Çünkü hafıza, yalnızca geçmişte kalanları saklamaz. Bizi geçmişe bağlayan kokuları, sesleri, yüzleri ve küçük ayrıntıları da taşır.
Fırından yükselen ekmek kokusu…
Okul yolunda duyulan zil sesi…
Mahalle arasında oynanan çocuk oyunları…
Yıllardır görmediğimiz bir dükkânın önünden geçerken içimizde beliren o tanıdık duygu…
Bazen küçücük bir ayrıntı, yıllardır açılmamış bir kapıyı aralar.
Belki de geçmişe döndüğümüzde aradığımız yalnızca eski sokaklar değildir. O sokaklarda bıraktığımız kendimizi de ararız.
Daha meraklı, daha kolay sevinen, dünyaya daha başka bakan hâlimizi…
Şehrin hafızasını taşıyanlar da yalnızca binalar değildir.
Mahalle bakkalıdır.
Okul kapısında bekleyen annedir.
Yıllarca aynı sınıfta ders anlatan öğretmendir.
Kapısının önünde komşusuyla sohbet eden yaşlı kadındır.
Her sabah aynı saatte dükkânını açan esnaftır.
Hayatımıza kısa süreliğine girip iz bırakan insanlardır.
Çünkü insanları kaybetsek bile onlarla yaşadığımız anları kaybetmeyiz.
Fakat zaman, yalnızca insanları değil, mekânları da değiştirir.
Kapanan dükkânlar…
Yıkılan evler…
Sessizleşen sokaklar…
Çocuk seslerinin azaldığı mahalleler…
Her değişim, geçmişten küçük bir parçayı da beraberinde götürür.
Bu yüzden geçmişi korumak, yalnızca eski yapıları ayakta tutmak değildir.
İnsanların hatırlama hakkını da korumaktır.
Çorum’un hafızası; annesinin elini tutarak okulun ilk gününe giden çocukta, bayram sabahlarının telaşında, babasının dükkânında, apartman kapısındaki komşuluk sohbetinde, akşamüstü sokaktan yükselen çocuk seslerinde saklıdır.
Bugün yaşadığımız Çorum da yarının hatırasına dönüşecek.
Bugünün sokakları, yarının çocukluk anıları olacak.
Bugün verdiğimiz selamlar, kurduğumuz dostluklar, yaşadığımız karşılaşmalar; yıllar sonra birilerinin zihninde bu şehrin hatırası olarak kalacak.
Belki bu yüzden yürürken biraz daha dikkatli bakmalıyız.
Bir sokağın bize ne anlattığını…
Bir binanın kimleri hatırlattığını…
Ve kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Ben bu şehirde ne bıraktım?”
Çocukluğumu mu?
Bir dostluğu mu?
Bir vedayı mı?
Yoksa kimsenin fark etmediği küçük bir mutluluğu mu?
Çünkü yollar değişir.
Binalar yenilenir.
Sokakların adı bile değişebilir.
Ama insanın içinde bıraktığı iz kolay kolay silinmez.
Bir şehri tanımak, yalnızca nerede olduğunu bilmek değildir.
Nerede kaldığını bilmektir.
Gelecek hafta, haritanın başka bir yerine bakacağız:
Aynı şehirde yaşarken birbirimizin hayatına gerçekten dokunuyor muyuz?