Hz. Âişe validemizden rivayet edilen bir hadis, üç hurmayla hafızalara kazınan bir fedakârlığı anlatır. İki kızıyla birlikte gelen yoksul bir kadına üç hurma verilir. Kadın ikisini evlatlarına dağıtır; kendisine kalan hurmayı da çocukları isteyince ikiye bölüp onlara verir. Bu hadise Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) anlatıldığında, annenin fedakârlığı takdir edilir. (Sahih-i Müslim, 2630)

Bu kıssa bize hayrın özünü hatırlatır: İhlas, merhamet ve insanın haysiyetini gözetmek. Yapılan iyiliğin kıymeti, kaç kişiye duyurulduğuyla değil, hangi niyetle yapıldığıyla ölçülür.

İhtiyaç sahibi çocuklara kıyafet ulaştırmak elbette hayırlıdır. Bir çocuğun yüzünü güldürmek takdire şayandır. Lakin hayırla reklam arasındaki ince çizgiyi gözetmek gerekir. Yardımı duyurmak başka, ihtiyaç sahibinin yoksulluğunu şahsi görünürlüğe vesile etmek başkadır. Hele ki çocukların mahremiyeti ve ailelerin haysiyeti söz konusuyken…

Hayır, gösterişe; hizmet, şovmenliğe kurban edilmemelidir.

AK Parti’nin milletin gönlünde yer edinmesini sağlayan değerlerin başında hizmet, sadakat, vefa ve fedakârlık gelir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar içinde inşa ettiği siyasi hareketin temelinde, milletin derdiyle dertlenmek, kapısı çalınmadık haneye ulaşmak ve gönüllere dokunmak vardı. Bu anlayışın mayasında dava şuuru ve millete karşı duyulan mesuliyet bulunuyordu.

Bugün kendimize sormamız gereken sual şudur: O ruhu ne kadar muhafaza edebiliyoruz?

Bir il başkanının vazifesi, yalnızca makamını temsil etmek ve yaptığı çalışmaları kamuoyuna duyurmak değildir. O makam; esnafın derdini dinlemeyi, ihtiyaç sahibinin sesini duymayı, gençlerin istikbal kaygısını anlamayı ve çözülemeyen sorunların takipçisi olmayı gerektirir. Fotoğraf kareleri bir ziyareti gösterebilir; fakat o ziyaretin gönüllerde karşılık bulup bulmadığını tek başına anlatamaz.

Sahada görünmekle gönüllerde yer edinmek aynı şey değildir. Vatandaşın elini sıkmak kadar derdini dinlemek, söz vermek kadar sözünün arkasında durmak da idarecilik adabının gereğidir. Makam bir imtiyaz değil, emanettir. Bu emaneti taşıyanlardan feraset, basiret ve liyakat beklenir.

Yapılan yardımın kendisinden çok nasıl sunulduğu konuşuluyorsa durup düşünmek gerekir. İhlasın yerini gösteriş, hizmetin yerini şahsi görünürlük aldığında yapılan işin ruhu zedelenir. Milletin gönlünde yer edinmek, yapılan her işi duyurmakla değil, ihtiyaç duyulduğunda orada olmakla mümkündür.

Cumhurbaşkanımızın kurduğu yapının gücü, kalabalık toplantılardan ve sosyal medyada paylaşılan görüntülerden ibaret değildi. O gücü meydana getiren; sadakat, disiplin, fedakârlık ve milletle kurulan gönül bağıydı. Bugün bu değerlerin yerini kişisel görünürlük, alkış beklentisi ve şov alıyorsa ciddi bir muhasebenin vakti gelmiştir.

Teşkilatçılık şuuru ile şuursuzluğu ayıran çizgi tam da buradadır. Birinde dava ve millet vardır, diğerinde şahsi ikbal arzusu. Dava şuuru, her yapılanı alkışlamak değil; yanlışı edep dairesinde dile getirebilmek, şahsi hesapları ortak gayenin önünde tutmamaktır. Eleştiriyi düşmanlık saymak yerine hakikat payını aramak, sadakatin de bir gereğidir.

Bir çocuğa mont almak kıymetlidir. O çocuğun ailesini yardıma muhtaç bırakan şartları değiştirmek için çalışmak da idareciliğin mesuliyetidir. Hayır yapmak kadar kalıcı çözümler üretmek, günü kurtarmak kadar istikbali düşünmek gerekir.

Bu anlayışın temelinde dürüstlük ve hesap verebilirlik bulunur. Kamu malına el uzatan, rüşvet alan, makamını şahsi menfaati için kullanan kim olursa olsun hukuk önünde hesap vermelidir. Hiçbir unvan, yakınlık veya siyasi aidiyet adaletin üzerinde değildir. Emanete riayet, liyakat ve hakkaniyet her kademede gözetilmelidir.

Temennimiz; Cumhurbaşkanımızın yıllar içinde emek vererek oluşturduğu hizmet ruhunun güçlenmesi, samimiyetin gösterişe, liyakatin şahsi yakınlıklara, hizmetin kişisel reklama yenik düşmemesidir. Çalanın, rüşvet alanın ve emanete ihanet edenin hiçbir makamın gölgesine sığınamadığı bir anlayışın hâkim olmasıdır.

Yazının başındaki o anne, üç hurmasını evlatlarıyla paylaştı. Adı bugün bilinmiyor; fakat fedakârlığı hâlâ anlatılıyor. Bu kıssa, makam sahiplerine de hepimize de aynı hakikati hatırlatıyor: İyiliğin değeri gösterişinde değil, samimiyetindedir.

Bu dava şahısların şöhretinden büyüktür. Makamlar geçer, unvanlar değişir; milletin gönlünde kalan, yapılan reklam değil, gösterilen sadakat ve verilen hizmettir.

Sevgiyle Kalın...