Hemen hepimiz on dört, on beşli yaşlardayız. Sinop'tan, Kastamonu'dan, Çankırı'dan, Çorum'dan...
Üç beş yıl Çorum İlk Öğretmen Okulu'nda Çorum'un ekmeğini yedikten, suyunu içtikten sonra çıngı çıngı dağılıyoruz yurdun dört bir yanına.
Ay olup dolanıyoruz; Gün olup dönüyoruz. Köy öğretmeni olarak, başka mesleklere geçerek torun torbaya karışarak...
Şimdilerde ha yaşlı zeytin ağaçları ha biz. Olanağı olan, sağlığı el veren arkadaşlarla her yıl güzel yurdumuzun bir köşesinde bir araya geliyoruz.
Bu yıl kimimiz tek, kimimiz eşli, kimimiz torun torba seksen bir arkadaş yurdun dört bir yanından sökün edip geliyoruz. Antalya Kemer'e.
Dağı taşı aşıp gelen Güneş de ışık topu olmuş, bizimle aynı anda Antalya'da olmanın sevincini yaşıyor.
Çorum'dan, Ankara'ya gelen yirmi bir arkadaşın arasına Ankara'dan üç arkadaş daha katılıyoruz. Antalya'ya gelen otobüsümüz Kemer yönüne uzatıyor burnunu. Güneş de otobüsümüzün ardında.
Yolumuzu aydınlatan Güneş'in şavkı vuruyor dağlara. Picasso'nun tablolarını izler gibi izliyoruz sağımıza düşen dağ manzaralarını. Üst üste binmiş dağlar. O dağın ardında bir dağ daha.
O da ne?
Çıkmaz sokağın sonuna gelmiş gibiyiz. Sağımız dağ, önümüz dağ, solumuz deniz.
İmdadımıza bilim yetişiyor. Elimizden tutuyor mürşit. Üç tünel geçiyoruz. Yeşillikler içinde buluyoruz kendimizi.

Kemer'deyiz.
" Kemer'de değilsiniz." diyor Mürşit." Burası ışık insanlarının yurdu. Luvilerin yurduna hoş geldiniz."
Evet, Luvilerin yurdundayız.
Beş bin yıl önce Luviler yaşamış buralarda. Doğayla iç içe çok tanrılı bir inanç sistemleri varmış. Güneş, fırtına, yağmur, su tanrısal bir güç taşıyormuş buralarda. İnsanlarla paylaşmışlar tanrısal güçlerini. İnsanı da kendilerine benzetmişler.
Bizler, Hitit yurdundan, ta Hattuşa'dan gelen dostluk grubu gibiyiz. Yerleştiğimiz tatil köyünde, hizmetimizde onlarca insan. Sofralarda yılanın ödü, kuşun sütü. TBMM lokantasında kimse yemek yemez bu sofraları görse.
Luviler, inandıkları, saygı duydukları bütün değerleri bugünün insanına armağan etmişler. Başka inançlara da yurt olmuşlar. Likyalılar dem sürmüşler. Myra antik kentinde kaya mezarlarını, Roma döneminden kalma tiyatroyu gezdik. Uzun yıllar. İsa'nın adamları buralarda saklanmışlar, Demre'deki bu yerlerde iz sürdük, gezdik.
Sevr Antlaşması sonrasında Anadolu her bir yerinden başka başka emperyalist devletler tarafından işgal edilmişti. İtalyanların neden Antalya bölgesine, buralara asker çıkardıklarının ip uçlarını yakalamaya çalıştık.
Gezimizin mimarları Ayhan Altay, Sami Akpınar, Lütfi Mertoğlu sayesinde özellikle son gecemizde unutulmaz anlar yaşadık. Yakın zamanda dönmez yola giden Yusuf Güneş öğretmenimizin sevgili eşi onur konuğumuz Vicdan Güneş'in yazdığı kitap, her birimize armağan olarak dağıtıldı. İçimizde kitap yazan arkadaşlar getirdikleri kitapları karşılıksız olarak gezi komitesine verdiler, kitaplar bir anda kapışıldı, geliri komitenin kasasında gelecekteki çalışmalar için bereket parası olarak yerini aldı.
İlvanlım, Bedirik türkülerinin kaynak kişisi, söz yazarı Musa Yenilmez geceye bir başka renk kattı. Lütfi Mertoğlu, Arif Saçın, Selda Yıldırım memleket türküleri armağan ettiler Luvilerin yurduna.
"Yarin yanağından gayrı, her şeyde hep beraber" dört gün, üç gece günümüzü gün ettikten sonra, binlerce yıl önce şehir devletlerinden oluşan, demokrasinin uygulandığı bu yerlerden geldiğimiz yollardan, geldiğimiz yerlere geri döndük.
Kemer'de buluştuğumuzda da Kemer'den ayrılırken de Güneş bile kıskandı kucaklaşan dostluğu, arkadaşlığı.
Bir yıl sonra yine Luvilerin - Işık İnsanlarının - memleketinde buluşma sözü vererek dağıldık çıngı çıngı.
