Selamlaşıyoruz Ama Birbirimizi Gerçekten Görüyor muyuz?

Bir insanı ne kadar çabuk tanıyoruz?

Adını biliyoruz. Ne iş yaptığını biliyoruz. Belki her gün gördüğümüz için yüzüne de aşinayız. Peki, onu gerçekten tanıyor muyuz?

Bir öğretmeni yalnızca okulda öğretmen olarak mı görürüz? Bir doktoru yalnızca beyaz önlüğüyle mi tanırız? Bir öğrenciyi notlarıyla, bir insanı yaptığı işle, bir komşuyu birkaç davranışıyla tanımlamak ne kadar kolay…

İnsanları birkaç kelimeye sığdırıyoruz.

Çalışkan. Sessiz. Huysuz. Başarılı. Mesafeli…

Oysa insan, kendisine verdiğimiz sıfatlardan çok daha büyük bir hikâyeye sahiptir.

Gördüğümüz, çoğu zaman insanın bize gösterdiği kısmıdır. Geride kalan bölümünü bilmeyiz.

Bir gün hiç konuşmadığımız birinin yaşadığı kaybı öğrenebiliriz. Güçlü sandığımız birinin zor bir dönemden geçtiğini fark edebiliriz. Sessiz bildiğimiz bir insanın içinde ne kadar derin bir dünya taşıdığını görebiliriz.

İnsanı gerçekten görmek, görünenin ardındaki hikâyeye yer açmaktır.

Çorum’un sokaklarında her gün yüzlerce insanla karşılaşıyoruz. Kimiyle birkaç saniyeliğine, kimiyle yıllardır…

Bir dükkânda birkaç dakikalık alışverişte, bir okul koridorunda, bir otobüs durağında, bir apartman girişinde karşılaşıyoruz. Sonra herkes kendi hayatına dönüyor.

Bütün bu karşılaşmaların içinde çoğu zaman yalnızca insanın görünen tarafını biliyoruz.

Oysa insanı anlamak, onu hemen tanımlamakla değil, merak etmekle başlar.

“Bu insanın hikâyesi ne?”

Bu soru, bakışımızı değiştirir.

Sait Faik Abasıyanık’ın “Bir insanı sevmekle başlar her şey.” sözü burada anlam kazanır.

Bu cümledeki sevgi, yalnızca birine yakınlık duymak değildir. İnsanı küçültmeden, etiketlemeden, eksik gördüğümüz bir yönüne bakıp bütünü hakkında karar vermeden yaklaşabilmektir.

Bir insanı sevmek; onun da bizim gibi sevinçleri, kaygıları, kırgınlıkları, umutları ve görünmeyen tarafları olduğunu kabul etmektir.

Belki de bu yüzden sevgi, görmenin daha derin hâlidir.

Çünkü gerçekten gördüğümüz insanı kolayca yargılayamayız.

Çorum’un görünmeyen haritasında da yalnızca yollar, binalar ve meydanlar yok. Her gün yanımızdan geçen ve hikâyesini bilmediğimiz binlerce insan var.

Kimi görünür, kimi sessizdir. Kimi hayatımıza yalnızca birkaç dakikalığına girer. Kimi yıllarca yanımızda olur.

Hepsi bu şehrin hikâyesine bir parça ekler.

Bize düşen, insanları birkaç kelimeye sığdırmak yerine hikâyelerine yer açmaktır.

Çünkü insanı görmek, yüzünü tanımaktan çok daha fazlasıdır.

Onun bizden farklı bir hayatı olduğunu kabul etmek, bilmediğimiz tarafları için merak duymak ve hakkındaki hükmü biraz geciktirebilmektir.

Belki bir şehrin insani tarafı da burada ortaya çıkar.

İnsanlar birbirini tanımlamaktan çok tanımaya çalıştığında…

Birbirine yalnızca bakmakla kalmayıp birbirinin varlığına yer açtığında…

Çorum’un görünmeyen haritasına yeni bir çizgi daha eklenir:

Önyargının yerine merak, etiketin yerine insan.

Gelecek hafta…

Her şehirde fark edilmeyen emekler, sessizce sürdürülen hayatlar ve kimsenin adını bilmeden faydalandığımız nice insan var.

Gelecek hafta “Çorum’un Sessiz Kahramanları” başlığıyla, hayatımızı kolaylaştıran fakat çoğu zaman görünmeyen insanlara bakacağız.