İnsanlar ağaçlara benzer; onlar gibi hayatlarının bir başlangıcı, bir de sonu vardır. Yalnızca benzedikleri ağaç türü farklıdır.
Bazıları kavak gibidir; kavak gibi yaşar ve ölürler. Ömürleri kısadır. Ölünce de unutulup giderler; arkalarından söz eden bile olmaz. Bazıları ise zeytin ağacı gibidir, ömrü uzun olur. Öldükten sonra da unutulmayıp yıllar boyu arkasından söz edip anılırlar.
Kavak, suyun bol olduğu yerleri sever, bazı insanların da paranın çok olduğu yerleri sevdiği gibi. Suyu bulan kavak, uzadıkça uzar ve diğerlerine tepeden bakar. Tıpkı siz nasıl olduğunu anlamadan göz açıp kapayıncaya dek gelişip günümüzdeki yerden bitme bol paralı ve ünlü zenginler gibi. Zeytine gelince, su ile fazla işi yoktur, ihtiyacı kadar olanı alır; tıpkı bazı insanların paraya bakışının “Az olsun, temiz ve helâl olsun.” felsefesinde olduğu gibi…
Esnektir, kavak, rüzgârın yönü nereye doğru eserse o da o yana eğilmekte hiç zorlanmaz. İnsanın rüzgârı ise paradır, o da paranın peşinde tüketir ömrünü; hep onun önünde eğilip secdeye varır. Zeytine gelince boyuna değil, enine büyür. Bu nedenle de yerinde sağlam durur, rüzgârın onu eğmesine de asla izin vermez, başı hep dimdiktir. Tıpkı şeytanına uymadan namusuyla kazanan yüzü ak, alnı ak insanlar gibi…
Bir de pek narindir kavak, hemencecik kırılıverir. Bu nedenle de kerestesi yapım işleri için pek uygun değildir ve sağlam olması gereken yerlerde kullanılmaz. Sabırsız, metanetsiz ve çabuk pes eden insan da öyledir; güvenilmez oldukları için birlikte yola çıkamazsınız. Çünkü ilk engelde pes edip sizi yarı yolda bırakabilir.
Kavağın gölgesi inceciktir, yalnızca bir kişinin sığınmasına izin verir. Tıpkı bencil insanlar gibi. Onlar da sadece kendileri için çalışır, yalnızca kendilerine üretirler. Başkaları umurlarında bile değildir. Zeytinin gölgesine ise neredeyse bir ordu sığar. Bireyci değil, toplumcudur; kollarını kendisinden çok, başka canlıların yararlanması için açar ve herkesi kucaklar. Ne yazık ki toplumumuzda büyük çoğunluğun hedefi kavak gibi olmaktır; zeytine benzemek isteyenler ise çok azdır.
Kavak dalları ince ve oynaktır; en küçük rüzgârda hemen sallanıverdiği için kuşların yuva yapmasına elverişli değildir. Bu nedenle de kuşlar tarafından pek sevilmez. Tıpkı zenginlerin oturduğu villa ve rezidanslar gibi. İnsanlar yanından geçerken bir sıkıntı kaplar yüreklerini, başlarını öte yana çevirirler. Oysa zeytin dalları yerinde sağlam durur, olur olmaz rüzgâra bana mısın demez. Kuşlar pek sever zeytinin birbiri içine geçen sık dallarını; buralara sığınıp minicik yuvalarında minicik yumurtalarından çıkan minicik yavrularını büyütürler. Garibanın bakımsız sokaktaki derme çatma evinde yaptığı gibi…
Ve en önemlisi de kavak, hiç meyve vermeden tüketir o kısa ömrünü. Ne kurdun kuşun, ne de insanoğlunun işine pek yaramaz. Tıpkı bazı insanların kimseye günahını bile vermeden ot gelip ot gittiği gibi. Oysa zeytin ağacı öyle mi ya; yüzlerce hatta binlerce yıl yaşar ve tüm ömrünü diğer canlılara yararlı olmak için tüketir. Öyle bir zeytin verir ki sanki tüm dünyayı doyuracak. Dallarına sopayla vursan da, kırsan da, hiç kin tutmaz, küsmez, ertesi yıl gene verir. İster yeşil zeytin olarak tüket, ister sofralık, ister kırma zeytin olarak kullan. İstersen sıkıp yağını çıkar, dilersen posasından pirina yapıp sobada yak ya da tarlana at, gübre olsun. Ve daha neler neler...
O nedenle derim ki; sakın ola kavak gibi bencil olmayalım. Ömrümüz zeytin ağacı gibi bereketli ve paylaşımcı olsun.
DÜŞÜNEN SÖZLER:
· Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar. H. DUNANT
· Bencillik, gözünüze takılmış ayna gibidir; o gözler nereye bakarsa baksın kendinden başka birini göremez. MEVLÂNA
· Olma keser gibi hep bana hep bana. Ol testere gibi bir sana bir bana. ANONİM
· Kendinden laf etme; eğer marifetin varsa, bırak başkaları anlatsın. W. KAUNTİZ
· En çok hoşumuza giden insan kendimize benzettiğimiz insandır. MOLİERE
· Genellikle dayak atana kızar, dayak yiyene acırız. Bu ikisinden birinin yerinde olsaydık acaba hangisini kabul ederdik? C. ŞAHABEDDİN