Ekim geldiğinde doğa uyumaya mı hazırlanır, yoksa asıl o zaman mı uyanır, hiç düşündünüz mü? Yazın telaşı geride kalır, ağaçlar yeşilden sarıya, sarıdan kızıla döner. Yapraklar birer birer toprağa düşerken ayakların altında ince bir hışırtı bırakır; sanki her adım, mevsimin değiştiğini fısıldar. Günler kısalır, akşam serinliği kendini hissettirmeye başlar. Havanın içindeki o keskin serinlik, yazdan kalan sıcaklığı yavaşça siler. Yağmurla nemlenmiş toprağın kokusu çevreye yayılır; kuru yaprakların, yosunun ve ağaç kabuklarının kokusuna karışır. Doğa sessizleşiyor gibi görünür. Oysa belki de yılın en güzel hikayesini tam da bu günlerde anlatıyordur.

Belki de ekim ayında uykuya hazırlanan doğa, insanı uyandırıyordur. Yaz boyunca farkına bile varmadan yanından geçip gittiğimiz ağaçları, kokusunu unuttuğumuz toprağı, yaprakların rüzgarla birbirine sürtünürken çıkardığı sesi, akşamın serinliğini yeniden hatırlatıyordur bize. Güneş artık yazdaki kadar dik değildir; ışık, dalların arasından daha eğik ve yumuşak süzülür. Sararan yaprakların üzerine vurduğunda her şeyi kısa bir an için altın rengine boyar. Şehrin bitmek bilmeyen telaşından uzaklaşıp biraz yavaşlamak, bir ağacın altında oturmak, gökyüzüne bakmak için güzel bir bahanedir ekim. Hele bir de mevsimin son sıcak günlerine denk geldiyseniz.

Whatsapp Image 2026 10 12 At 10.13.44

Ben doğada düzenlenen müzikli, kalabalık etkinliklere pek sıcak bakmazdım. Hatta bu konuda oldukça net bir düşüncem vardı: Doğaya gidiyorsan doğayı dinlemelisin.

Ama Cumartesi akşamı Çatak Tabiat Parkı’nda biraz fikrim değişti

Önce ateş kutuları yakıldı. Hava kararmaya, ateşlerin etrafında insanlar toplanmaya başladı. Ardından canlı müzik yükseldi. Bir tarafta sucuk ekmek kokusu, diğer tarafta kahvesini alıp ateşin başına yerleşen insanlar.

Kimi arkadaşlarıyla sohbet ediyor, kimi müziğe eşlik ediyor, kimi de hiçbir şey yapmadan oturduğu yerin ve o anın tadını çıkarıyordu.

Ben de bir ara kahvemi alıp ateşin başına oturdum.

İtiraf edeyim, keyifliydi.

Üstelik bu keyfin nedeni yalnızca müzik, ateş ya da ikramlar değildi. İnsanların şehirden biraz uzaklaşmış, telefon ekranlarından başlarını kaldırmış, açık havada bir araya gelmiş olmasıydı belki de.

Ekim ayının belki de son sıcak günlerinden birini yaşıyoruz. Çok yakında havalar soğuyacak, akşamlar daha çok kapalı mekanlarda geçecek. Böyle bir zamanda insanların doğayla buluşmasına vesile olan bir etkinliğin içinde bulunmak, düşündüğümden çok daha güzeldi.

Elbette doğaya dair düşüncem bütünüyle değişmiş değil.

Hala doğanın sessizliğinin korunması gerektiğine inanıyorum. Her ağacın altına bir hoparlör, her açıklığa bir eğlence alanı kurmak zorunda değiliz. Doğayı tüketilecek bir eğlence mekanı gibi görmek de doğru değil.

Ama dün akşam şunu düşündüm:

Belki de mesele doğada etkinlik düzenlenip düzenlenmemesi değil, o etkinliğin doğaya ne kadar saygı göstererek gerçekleştirildiği.

Doğayı kirletmeden, ona zarar vermeden, geride yalnızca güzel hatıralar bırakarak bir araya gelebiliyorsak neden olmasın?

Çünkü bazen doğayla buluşmak için uzun yürüyüşlere çıkmak, kilometrelerce yol katetmek ya da saatlerce sessizce oturmak gerekmiyor.

Bazen bir bardak kahve, küçük bir ateş, güzel bir müzik ve birkaç dost yetiyor.

Çatak Tabiat Parkı'nda bunu bir kez daha gördüm.

Ve galiba en çok da insanların yüzündeki o küçük mutlulukları sevdim.

Bu güzel ekim akşamında insanları şehirden uzaklaştırıp doğanın içinde buluşturan, organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Ben hala doğada sessizliği severim. Ama anladım ki bazen doğanın içinde yükselen güzel bir şarkının da yeri varmış.