Atlas Okyanusu’nun Florida, Bermuda Adaları ve Porto Riko arasında yer alan üçgen görünümlü çok büyük bir parçasına Bermuda Şeytan Üçgeni adı verilmişti. Bu alanda yer alan olayların arkasında şeytan olup olmadığına o günlerdeki kadar kafa yoracak değiliz. Okyanus parçasının yaklaşık olarak 700.000 km kare olduğu kayıtlardadır. Çok geniş bir alan.
Gençlik yıllarımızda bu bölgenin ‘tekinsiz’ olduğu, bu üçgen parçası içine giren gemilerin kaybolduğu, hatta bazı kayıp gemilerin sağlam olarak bulunduğu, bütün motorların çalışır durumda olduğu, hatta gemi restoranındaki masalarda tabak, kaşık, çatal, bıçak takımlarının yerli yerinde ve eksiksiz bulunduğu fakat içinde insan olmadığı iddia edilmiştir. Kayıp gemileri aramaya giden uçakların da pilot ve uçuş ekipleriyle birlikte yok olduğuna ilişkin haberler okumuştuk. Bu efsaneyi hafızalarda tutmak için de birkaç kitap yazılmıştı. Bu kitaplardan birini soluğumu tutarak okumuştum. Doğruluk payı nedir, bilimsel kanıt var mıdır diye sorgulamadan küremizin en dikkat çekici gizemlerinden biri olarak bizi etkisi altına almıştı.
Bilim insanları çıkan haberlerin ve yazılan kitapların efsaneden öte gitmediğini, hayal gücü geniş insanların bilim-kurgu yazı dünyasını renklendirdiğini açıklamışlardı. Bu bölgede meydana gelenlerin hava ve deniz trafiği, okyanus derinliklerinden su yüzüne çıkan metan gazı salınımı, şiddetli akıntılar, insan hataları ve teknik yetersizlikler olduğu üzerinde durmuşlardı.
Efsane veya gerçek o yıllarda gündemi çok meşgul etmişti.
TV sunucuları ve yorumcuları konuyu derinlemesine işledi ancak çok azımızın dikkatini çekti.
CHP’den kopanların kurduğu Yeni Parti, meclisten geçen Çerçeve Yasa, Ankara’da maden işçilerinin işlerini, ücretlerini, tazminatlarını almak için parklarda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde aç, susuz direniş sürdürdükleri kargaşa ortamında konu anlaşılamadı.
Günümüzde bizi, çocuklarımızı, torunlarımızı, torunlarımızın doğacak çocuklarının geleceğini şimdiden ipotek altına alan bir üçgen yaratıldığını yazdı gazetelerimiz.
Bu üçgen, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında imzalanan Mekke (Ortak Savunma) Anlaşmasıdır. Kısaca Mekke anlaşması diyeceğiz.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack "hayırsever monarşi" (beneyvolent monarchy) diye bir kavram ortaya atmıştı. Bu kavramla anlatılmak istenen ‘Orta Doğu'da Batı tarzı demokrasi ve parlamenter sistem denemelerinin başarısız olduğunu, bölgede istikrar ve düzeni sağlayan en işlevsel modelin tek ve güçlü bir liderlik (merhametli krallık veya monarşik/otoriter yapılar) olduğunu savunan jeopolitik bir tez’dir. Bizim aklıevvel politikacılarımız da denize düşenin yılana sarıldığı gibi üstüne atlayarak bundan sonraki yönetimin Türk – Arap – Kürt yönetimi olması gerektiğini dillendirmişlerdi. Her türlü şeri bize dikte ettiren emperyalizmin ideologları cumhuriyetimizin, sekülerliğimizin, demokrasimizin rafa kaldırılmasını, kendi bölge valisi gibi fetvalar verecek ‘özel temsilciler’in en akıllı yöneticiler olacağını buyuruyorlar. Osmanlı’yı yıkan kapitülasyonlar geldi mi aklınıza? Eh, artık bir de ‘duyun-u umumiye’miz de olur. Hatta var: Dünya Bankası. Kredi mi? Hazır. Çok etkililerin payı da hesaplanarak hemen transfer edilir. Nasıl olsa ödeyecek olan ülke emekçileri!
Bizde oluşması öngörülen hayırsever monarşimiz, Suudi Arabistan Krallığı mutlak monarşisi, Pakistan Federal İslam Cumhuriyeti oluşturuyor üçgeni.
Hani Trump ve yakın çevresi bizi çok seviyorlardı ya, biz de bir dediklerini iki etmiyorduk ya! Tut dediklerini tutuyor, sal dediklerini salıyorduk ya! Emperyalist efendiler ister de biz karşı mı çıkarız? Olacak İş mi. Dolar, Trump karşısında boynumuz kıldan ince!
Boynumuz kıldan ince olmasına ince de torunlarımızın ve onların çocuklarının boynuna geçirilen ekonomik ve bağımlılık boyunduruğu ne olacak? Bizi geçelim, ülke geleceğinin direği torunlarımız bu boyunduruktan nasıl kurtulacak?
Bu ittifak kurulduğuna göre bir de düşman yaratmak gerekir? Bu düşman İsrail diyebilir miyiz? Haşaa huzurdan, İsrail demek ABD demek, nasıl düşman sayarız! İsrail İran’a saldırırken biz ticareti kestik mi ki düşman sayalım? Tövbe, tövbe, dil sürçmesi!
Ankara-Riyad-İslamabad arasında bir üçgen çizecek olsak bu üçgenin tam ortasında hangi ülke var? Amerika ve İsrail’e göre şeytan İran var, haritada gösterildiği gibi. İran ayrıca İslami inanç açısında Şii, ittifakın bütün üyeleri Sünni İslam. İşi böylece Mekke Anlaşması diye mezhep ayrımına da sokuverdik! Etnik, mezhepçi çözümler çözüm olamaz. Avrupa mezhepçi yüz yıl savaşlarını bitireli yüzyıllar oldu. İslam dünyasında hâlâ sürüyor ve emperyalizm bunu körüklüyor.
İttifakın her üç üyesi de ABD ile stratejik ortak. ABD ve İsrail İran’la savaş halinde. İran’dan ateşlenen füzeler aralıksız Körfez ülkelerini bombalıyor. Suudi Arabistan sürekli hedefte.
Prens Selman ittifak ortağısınız, bize düşen bomba Ankara’ya veya İslamabad’da düşmüş sayılır, koşun bizi korumaya diye savaşa davet ederse, ABD de aklıevvelleri fişeklerse seyredin gümbürtüyü!
Savaşın tam ortasındayız.
Doğudan Pakistan, Batıdan Mehmetçik, güneyden Suudiler (+ Amerikan güdümlü tüm körfez ülkeleri), (hatta kuzeyden Ermenistan-Azerbaycan arasında ABD askeri denetimindeki Zengezur Koridoru) İran’ı pes ettirmek için Türkiye’yi de içine çeken büyük bir oyun tezgahlanıyor. Görmeli ve geleceğimizden endişe etmeliyiz.
Buram buram emperyalist proje kokan bu ittifak bölgede daha büyük kaos yaratacaktır.
ABD bir taş atarak üç kuş vuruyor.
(1) Tükenmekte olan füze stoklarını elinde tutuyor, (2)asker göndermiyor, ittifak üyelerine yüklüyor (yankee askeri ölmesin de kim ölürse ölsün!), (3) savaşın maliyetini ittifak üyelerine yıkıyor. Bir de karadan işgal başlatacak olursa ortadaki İran’ın başına gelecekleri düşünün! Kasr-ı Şirin anlaşmasından beri sınır sorunumuz olmayan İran’a ABD yerine asker göndermenin, doğrudan savaşa girmenin yeri yok! İran bugüne dek sürdürdüğü direnişi gösterir teslim olmazsa Pakistan ve diğerlerinde var olduğu bildirilen nükleer başlık taşıyan füzeler ateşlenir mi? Aksini söylemek zor. Ateşlenirse İran boş durur mu? Tüm küre etkilenmese bile Ortadoğu’da canlı kalmaz, en az 100 yıl ot bitmez.
Bölge nükleer tehlikeye her zamankinden daha yakın, sebebi de başlı başına Amerikan emperyalizmi.
Yemen’de Husi – Suudi çatışması da Kızıldeniz üzerinden yürütülecek petrol sevkiyatını kolaylaştırmak için yapılmıyor mu? Suudilerin yürüttüğü ABD – İsrail destekli saldırı Babülmendep Boğazından geçen petrol yolu kadar mezhep çatışması değil mi? Yemen Suudilere ciddi kayıp verdirmeye başlarsa Selman diğer ortaklara ‘siz yoğurdunuzu mayalamakla uğraşın’ mı diyecek?
Anlaşmanın en önemli maddesi “Taraflardan birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılması ve ortak savunma mekanizmasının devreye girmesi” hükmüdür. Bu hüküm bizi ABD-İsrail çıkarları uğruna savaşa itiyor. Halka sorulmadan yeni bir Kore Sendromu yaşamanın eşiğindeyiz.
Tek bir askerimizin sınır güvenliğimiz dışında savaşa gönderilmesine yurttaş olarak razı olamayız. Savaş insan kaybı ve yıkımdır. Şiddetle karşı çıkıyorum.
Ülkem bu garabeti kaldıramaz. Anlaşmadan derhal çıkmalı, komşularımızla barış içinde bir arada yaşamanın koşullarını yaratmalıyız.