Dün, 10 Ağustos 2026’de bir ‘çerçeve yasa’ geçti meclisten. Oylandı, oyların büyük çoğunluğunu alarak geçti. İçeriğinin ne olduğunu meclis görüşmeleri sırasında öğrendi vekiller. Yurttaşlar olarak biz de söz alan vekillerden lehte ve aleyhte açıklamalar dinleyerek ve ertesi gün gazetelerden okuyarak öğrendik. Mecliste grubu olan partiler görüşlerini açıkladı. ‘Evet’ de deseler ‘Hayır’ oyu da verseler içeriğinin demokratik olmadığını düşündüğüm bir yasa kabul edildi.
DEM Parti tarafından dillendirilen ve iktidarın üstünde durduğu yasa önerisi AKP-MHP ittifakının ağırlıklı oy çoğunluğuyla geçti.
Yasa ne getiriyor, nelere işaret ediyor?
Yasalaşan önerinin taraflara demokratik bir kazanım ve özgürlüklerde ileri adım getirmediğini vurguluyor hukukçularımız. Biz, sıradan yurttaşlar bağımsız hukukçuların değerlendirmelerine önem veririz. Taraflar deyince aklımıza DEM Parti, Kürt seçmeni ve iktidar ittifakı gelmelidir.
DEM Parti ve Kürt yurttaşlar büyük umutlar bağlamış olabilir ancak iktidar çevresinin bunu demokratikleşme olarak algılamadığı gibi iktidarlarını pekiştirmek üzere kullanma eğilimi içinde olduklarını anlıyorum. İlerde yapılacak, demokratikleşme adımı olamayacağını düşündüğüm bir anayasa değişikliğinin bir aracı, bir ön belirtisi olarak öne sürülmüş de olabilir. Böyle ise tehlike çanları şimdiden çalmaya başlamış demektir.
Yaklaşık 50 yıldır süren çatışmalı bir sürecin sona ermesini sanırım istemeyen yoktur ülkede. Bu yolda atılması düşünülen adımların önemli olduğu kanaatindeyim. Bu adımlar demokratikleşmeyi sağlayamıyorsa, ülkede ve bölgede barışa katkı sağlayamayacaksa pek bir yararı olmayacaktır.
Kürt halkı ve Dem Parti’de toplanan siyasal yakınlaşma özgürlük, demokrasi, barış mücadelesinde somutlaşıyor. Bu mücadelelerin yalnızca Kürtler için verilmesi gerektiğinden çok sınıf temelli yürümesinin, emek/sermaye çelişkisinde tüm yurttaşların sermeye tarafından ezilmesinin önüne geçecek adımların atılması gerektiğine inanıyorum. Temel çelişki bu olunca etnik, yerel veya bölgesel günlük çözüm üretmek kalıcı olmayacaktır.
Hele de ABD’nin bölge temsilcisi gibi fetvalar veren Tom Barrak ve diğerlerinin ortaya attığı yeni-Osmanlıcılık / Kürt-Türk-Arap ittifakı gibi emperyalist projelerin bir göstergesi olarak kullanılacaksa demokrasiden ve özgürlüklerden söz edilmesi mümkün değil. Emekçilerin pek bir kazanımı olmaz.
Asker veya sivil kanı akmasını önleyecek bir yasaya olumlu bakıyorum. Çatışma ve savaş insanlığa yıkımdan başka bir şey getirmez. Ülkemize de bir şey kazandırmaz. ABD ve Siyonist projelerin bir aracı olup olmadığını kısa sürede öğreneceğiz. Çünkü bölgede yatışmış gibi görülen sıcak savaşı genişletme, İran’ı parçalama ve zenginliklerine el koyma girişimleri gözden kaçmıyor. Bu yasayla yedeklenen grupların emperyalist ve Siyonist çıkarlara hizmet etmesi gibi kuşkularımız var ve kabul edilemez.
Kuşkuların arttığı bir süreç yaşıyoruz. Kalıcı çözüm emeğin özgürleşmesinde ve iktidarda söz sahibi olmasında yatıyor.