Göçmenlik bir insanın yaşayabileceği en zor yaşam biçimlerinden biridir.

Ekonomik, siyasal, inançsal, ruhsal nedenlerle, çevre baskısıyla veya farklı bir dünyada bulunmak isteğiyle bulunduğunuz yerden ayrılır veya ayrılmak zorunda bırakılırsınız. İnançsal ve siyasal baskıların yoğunlaştığı, bulunduğunuz yerde can güvenliğinizin olmadığını gördüğünüz, her gün şiddet veya ölüm tehlikesini duyumsadığınız yer artık sizin yaşamak istediğiniz yer değildir. Bir başka yeri hedefler orada yaşama tutunmaya çalışırsınız.

Bunun örneklerini ülkemde çok yaşadık, bizden öncekiler de yaşadı. En yakını Çorum, Maraş, Sivas katliamları sonrasında insanlarımız yeni bir yerde yaşama zorunluluğunu gördü ve ülkenin dört bir yanına dağıldı, hatta yabancı ülkelere göç etti. Dersim’den de binlerce yurttaş ‘zorunlu ikamet’ yasasıyla sürgün edilmiş, anne-babasız çocuklar sözüm ona evlatlık, aslında hizmetçi olarak varlıklı ailelerin yanına verilmişti. En vahşi uygulamayı insan olanın benimsemesi olası değil! Şiddetle kınıyorum. Bu ayıp yüzlerce yıl unutulmayacak, nesilden nesile hem yazılı hem de sözlü olarak aktarılacaktır. Benzer ‘zorunlu ikamet’ imparatorluk döneminde de yaşandı, etnik veya inançsal nedenlerle insanlar geniş imparatorluk bölgelerine yerleşmek zorunda bırakıldı. Tarihçilerimiz bu konuyu çok işledi, bundan sonra da yazılacaktır.

Son 10 yıllık dönemde çevremizde yükselen veya kışkırtılan emperyalist savaşlar nedeniyle ülke milyonlarla sayılacak denli çok sığınmacı aldı Afganistan, Irak, Suriye ve kargaşa içinde bırakılan Kuzey Afrika ülkelerinden. Bu sığınmacıların hemen hepsi göçmenlik başvurusu yaptı, bir kısmı göçmen oldu, diğerleri sığınmacı olarak yaşıyor. Bir kısmı da yurtdışına, Avrupa ülkelerine ve ABD’ye gitti. Gidenler bulundukları yerde bulabildikleri işlerle yaşamlarını kazanmaya çalışıyor. Bunların pek çoğu aldıkları eğitim, kazandıkları meslek yetilerini kullanamadı, garsonluk, sürücülük, market çalışanı gibi fazla eğitim ve birikim gerektirmeyen alt işlerde çalışıyor. Eğitim ve turistik gezilerimde çok karşılaştım bu işlerde çalışan insanlarımızla. Hatta İngiltere’de bulunduğum kısa eğitim döneminde bir yurttaşımız Birleşik Krallığa bir konteyner içinde gizlice geldiğini, burada varlığının bile bilinmediğini anlatmıştı. Garsondu, zor koşullarda çalışıyordu, güvencesizdi, sağlık sorunları onu bekliyordu, başına bir iş gelse gidecek bir yeri, soracak kimsesi yoktu. Böylesi zor koşullar bir insanın başka bir yere göç etmesini çok etkiler. Bir kısmı dönüp gelse de kalanlar ve o koşullarda yaşayanlar çoğunlukta.

Emperyalist Avrupa devletleri ve ABD sürekli göçmen alıyor. Bu ülkelerin refah düzeyi görece daha yüksek olduğu için göçmen talepleri bitmiyor. Kendi yurttaşlarından daha ucuza çalıştırabilecekleri emekçiye sürekli gereksinim duyuyor. Bu gerçeği bir yana koyalım.

Afrika’da yaşanan sürekli kıtlık ve açlık nedeniyle göç yolları uzuyor, bu yollarda insanlar can veriyor ancak göç isteği bitmiyor. Sürekli bir göç dalgası yaşanıyor karadan ve denizden. Türkiye’den de şişirme botlarla Yunanistan adalarına geçmeye çalışırken binlerce insanın yaşamını yitirdiğini biliyoruz. Ege’de boğularak ölen, cesedi kıyıya vuran Aylan bebek anılarımızdan silinecek gibi değil. Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya geçmeye çalışan birçok insanın deniz kazalarında yaşamını yitirdiğini okuyor, TV kanallarında izliyor ve dinliyoruz.

En son göçmen krizi… İspanya’nın Fas topraklarında bulunan Ceuta ve Melilla kentlerine büyük bir göçmen dalgası yaşandı. Haber kaynaklarının verilerine göre 60.000’den fazla göçmen bu kentlere geçti. Bu dalgada 57 insanın canından olduğu bildiriliyor. İspanyol hükümeti sınırda müdahalede bulunmadı, krizi Fas hükümetiyle görüşerek aşmaya çalışıyor.

Bu krizi Avrupa kolay kolay atlatamaz. İtalya ve Fransa şimdiden sınır güvenliklerini arttırdığını duyurdu. Genel olarak sömürgeci, yayılmacı ve işgalci anlayışlarını terk edemezler. Yapıları sömürü üzerine kurulmuştur. Ya açık işgal ya da yeni/yarı sömürge anlayışlarını bırakmalarını beklemek düş görmektir.

ABD de göçmen krizi ile baş edemez. Arka bahçesi gördüğü, demokratik ilkelerle yönetilen Güney Amerika devletlerinde sürekli iktidar devirip kukla yönetimleri başa getirdiği ve görece yoksul ülkelerden kendi sınırlarına dayanan göçmen dalgasını durduramaz. ABD günümüzün en güçlü emperyalist, aynı zamanda terörist ülkesidir. Ortadoğu’yu kana bulayan, Filistin’de soykırım uygulayan Siyonistlerin silah tedarikçisi ve koruyucusudur.

Göçmen krizi tam olarak kapitalist-emperyalist sistemin ortadan kalktığı ve insan varlığının, yaşamın ciddiyetinin ve önceliğinin esas alındığı iktidarlarla mümkündür. Bu nedenle yoksul ülkelerden monopollere akın uzun süre durmayacaktır.

Avrupa yarattığı yoksulluğun ceremesini çekecektir.

Sami Aydoûan Fot Copy