12 Eylül 1980 darbesi sonrası memur örgütlülüğünün öncü sendikası EĞİTİM SEN bir kurultay düzenledi.

EĞİTİM SEN, TÖS, TÖB-DER EĞİT DER geleneğinin çizgisinde doğdu. Sendika kuruluşunda emek verdim ve kurucu üyeler arasındayım. Kurultaya KESK destek verdi. Tam adı “Eşitlik ve Özgürlük için Demokratik Eğitim Kurultayı”. Sendikanın 6. Kurultayı.

Eğitimin tam anlamıyla gericileştirildiği, okullarda mescit açılması ve imam bulundurulmasının zorunlu hale getirildiği, karma eğitimin sona ermesinin dahi önerilebildiği, eğitim bakanının hiçbir uyarıyı dikkate almadığı, hatta daha da üstüne giderek siyasal İslamcı-faşist anlayışların tüm eğitim kurumlarına dayatıldığı bir ortamda eğitim sendikamızın bu kurultayı toplayarak eğitimdeki çıkmazları ülke çapında katılımcılarla ve yabancı ülkelerden gelen eğitimci akademisyenlerle tartışması çok önemlidir. Sendika yönetimini kutluyor “parasız, laik, bilimsel anadilde eğitim” taleplerini yükseltmelerini destekliyorum. Bu taleplerin hepsi de çok haklı ve üstünde durulması gereken taleplerdir. Acil sorunumuzun eğitimin demokratikleşmesi olduğunu bilmeliyiz ve demokratik eğitim istemini yükseltmeliyiz.

Kurultay başlarken sol/sosyalist parti temsilcilerine yeterinden fazla konuşma fırsatı verildi. Her biri de çoğunlukla kendi politik görüşleri üzerinde durdu. Sanki eğitim kurultayı değil de parti programları yarışıyordu. Böyle olmakla birlikte Sayın İsmail Hakkı Tombul’un konuşmasının içeriği eğitim ağırlıklıydı. Konuşmacılar arasında en mantıklı olanı olarak değerlendiriyorum.

Kurultaya 1. gün ve son gün katıldım, aradaki üç gün katılımcılardan oluşan atelye/işlik grup çalışmaları nedeniyle katılamadım. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, yabancı konuklar; Avrupa Eğitim Sendikaları Komitesi Başkanı John MacGabhann ve Eğitim Enternasyonal Başkanı Mugwena Maluleke dünya çapında eğitimdeki geriye gidişin ve eğitimin devlet denetiminden çıkarılarak özel kurumlara devredilmesinin, belli anlamda eğitimin piyasalaştırılmasının neo-liberal politikaları güçlendirdiği üzerinde durdular. Sayın Kemal Irmak özel okul öğretmenlerinin ve atanamayan öğretmenlerin toplu direnişinde en ön saflarda bulunmuş, doğru tavırlarıyla saygınlık kazanmış bir başkan, kutluyorum. Bu eylem sırasında ters kelepçeyle gözaltına alınmayı göze almış bir sendika başkanı olarak kitlelerin gözünde saygınlığı daha da çoğalmıştır. Bunu kendisine çay molasında bizzat bildirdim, genç öğretmenlerin direnişlerinde yanlarında olmasının önemini anlattığımda çok mutlu oldu.

John MacGabhann “Eğitimi piyasalaştıran, bizleri bölen ve köleleştiren yeni emperyalizmin karşısında durmamız gerekiyor.” diyor. Bütün dünya eğitimcileri kapitalizmin emek cephesindeki her gelişmeyi engellediğinin bilincindeler, konuşmalarında ağırlıkla vurguladılar. Eğitim alanı da piyasalaştırılarak, sermayeye yeni kâr kaynağı yaratılarak payını alıyor. Oysa eğitim kreşten üniversiteye parasız olmalı; kitap, kırtasiye, ulaşım, barınma giderleri devlet tarafından karşılanmalı. Bu hem eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak hem sağlıklı, bilinçli gençlik yetiştirmek için önemli. Mevcut iktidardan bunları yapmasını beklemek ‘abesle iştigal’ olmakla birlikte taleplerimizde ısrarcı olmalıyız.

Bu gerçek, ülkemizde eğitimin tamamen dinselleştirilmesi ve MESEM kapsamında işçi emeğine göz dikmiş sermayenin çocuk yaşlardaki gençlerimizi ucuz emek kaynağı olarak değerlendirmesiyle ortaya çıkıyor. MESEM kapsamında çalıştırılan çocuklarımızın iş cinayetlerine kurban gittiğini okuyoruz basın kuruluşlarımızdan. Henüz ustalık edinememiş çocukları torna tezgahının başına geçirirseniz sonuç kazadır. Yeterli iş eğitimi almadan işe sokulan çocuklardan üretimde verim beklenemez. Çocuğun yeri okul ve oyun alanıdır, sermayenin makine tezgâhları değildir.

Kemal Irmak konuşmasında “Laik eğitim farklı inançlara ve inançsızlıklara eşit durmayı öğretir.” dedi. Diğer konuşmacılar da ‘bilimsel, kamusal ve laik’ eğitimin zorunluluk olduğunu ve parasız verilmesi gerektiğini vurguladılar. Eğitimde özelleştirme hedef alanlarda usta/yeterlikli insan yetiştirmeye hizmet etmediği gibi eğitimi sermayeye yeni bir gelir kapısı olarak görüyor.

Bilimsel eğitim sorgulamayı, araştırmayı, laboratuvar deneylerini, var olan verilerden hareketle yeni buluşlar üretmeyi beraberinde getirir. Eğitimin dinselleştirilmesi ezber ve biat ister. Bu iki temel yaklaşımdan ilkini benimseyen ülkeler bilimde ve teknolojik gelişmede öne çıkmışlar, dünyaya teknoloji satıyorlar. Bizim gibi geri bıraktırılmış ülkeler kendileri bir teknoloji geliştirecek beyinleri eğitmediği için yabancıların teknolojilerini veya ürünlerini satın alıyorlar. Bu piyasa bizim gibi ülke çocuklarının yurt dışına yönelmesini ve giderek beyin göçüne dönüşmesini özendiriyor. Önüne geçilmeli.

Kurultayın 3. Gününde Malta Üniversitesi’nden Prof Peter MAYO’nun “Neoliberal ve Neofaşist Dönemlerde Demokratik Eğitim Mücadelesi” sunumunu dinleyemedim. Umarım sendika bu değerli sunumu bildiri halinde eğitim kitlelerine ulaştırır.

Kurultayın son gününde genel bir değerlendirme yapmak üzere katılımcılardan isteyenlere söz verildi. Söz alanların çoğu yine politik konulara dikkat çekti. İki konuşmacı işçi, emekçi hakları, emek/sermaye çelişkilerini ele alan kısa konuşmalar yaptı. Son konuşmacı son 46 yılda iktidarların eğitim emekçilerine karşı baskıcı ve sonu can kaybıyla biten örnekler üzerinde durdu. İşkencecilerin boğazına kaynar su dökerek sesini kıstığı Enver Karagöz, Hopa ilçesinde miting öncesinde yaşanan protesto eylemlerinde polisin sıktığı tazyikli su ve biber gazı ile fenalaşarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren emekli öğretmen Metin Lokumcu ve Diyarbakır’da şiddete maruz kalan devrimci/demokrat öğretmenler anıldı.

Çay molasında sayın John MacGabhann ve Portekiz temsilcisiyle tanışma ve konuşma fırsatım oldu. Burada bulunmalarını önemsediğimizi söylediğimde çok mutlu oldular.

Kurultayın Sonuç Bildirgesi temel ilkeleriyle tutarlıydı. Kapanışa dek izledim ve genç eğitim emekçilerinin coşkusuna tanık oldum.

Sendikanın küresel çapta düzenlediği eğitim kurultayını kapsamlı ve başarılı buluyor, uluslararası eğitim sendikalarıyla bağlarını güçlendirmesini, eğitim alanındaki yozlaşmaya karşı çıkacak etkili politikalar geliştirmesini umuyorum.