Hayat sürekli güzel günler vadetmez. Hastalıklar, ayrılıklar, kayıplar, maddi sıkıntılar, hayal kırıklıkları, aile içindeki sorunlar, yaşlanma ya da ölüm korkusu, çocuklarımız için duyduğumuz endişeler… Bunların hiçbiri yalnızca “başkalarının başına gelen” şeyler değildir. Her insanın içinde kendi yaşam hikayesi saklıdır.
Aşık Veysel şöyle söyler:
Anlatmam derdimi derdsiz insan'a
Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez
Derdim bana derman imiş bilmedim
Hiç bir zaman gül dikensiz olamaz
*
İyi ruh hâlini, insanın sürekli gülümsemesi veya her şeye olumlu tarafından bakması şeklinde tanımlamak doğru değildir. İnsan üzülür, yorulur, kırılır, korkar.
Bunlar zayıflık değil, insan olmanın ta kendisidir. Sürekli pozitif olmaya çalışmak, içi kan ağlasa da çevreden bunu gizleyip gülümsemek, enerjiyi sürekli yüksek tutmaya çabalamak, hiçbir şey olmamış gibi davranmak, sorunları görmezden gelip halının altına süpürmek bir süre sonra ruhu yorar. Çünkü ruh huzuru arar ve gerçeği ister. İyi niyetli olsa da rol yapmak, ruh yorgunu yapar. İnsan, üzülmenin, kaygılanmanın, bazen çökmenin normalliğini unutur. Bunları unutan insanda, "demek herkes yapıyor, ben yapamıyorum" diye kendini suçlayabilir. Ruhu yorgun insan da keyifsiz, mutsuz, huzursuz olur, kaygılı günlerin sayısı arttıkça yorgunluk daha kalıcı ve can sıkıcı hale gelir. Yönetilemeyen stresler, dizginlenemeyen öfkeler, yoğunlaşan kaygı ya da endişeler, derinleşen depresif eğilimler ruhumuzu daha da örseler.
Bazen durmak, üzüntüyü yaşamak, canımızın acıdığını kabul etmek, dinlenmek ve birinden yardım istemek gerekir. Güçlü insan, hiçbir zaman yardıma ihtiyaç duymayan insan değildir. Ne zaman tek başına devam edemediğini fark eden ve uzatılan eli tutabilen insandır. Hayatın fırtınalarını durduramayabiliriz. Fakat o fırtınalarda kendimizi nasıl koruyacağımızı, kimlerden yardım isteyeceğimizi ve yeniden hangi yöne yürüyeceğimizi öğrenebiliriz.
Her sorunun hemen bir çözümü olmayabilir. Kaybettiğimiz bir insan geri gelmez. Bazı hastalıklar uzun sürer. Bazı hayal kırıklıkları içimizde iz bırakır. Fakat her şeyi değiştiremiyor oluşumuz, hiçbir şey yapamayacağımız anlamına gelmez.
Hayattaki sorunlarla baş edebilen iyi ruh hâline giden ilk adım, her şey yolundaymış gibi davranmak değil, ne yaşadığımızı fark etmektir. Kendimize dürüstçe “Son zamanlarda ruhumu en çok ne yoruyor?” diye sormaktır. Bir başka adım ise kendimize göstereceğimiz merhamettir. Başkalarına gösterdiğimiz anlayışı kendi ruhumuzdan esirgememektir.
Hepimizin kaliteli ilişkiler ve bağ kurmaya, sevilmeye ve sevildiğini hissetmeye, fiziksel ve ruhsal ilişkilerini çoğaltmaya, sık sık takdir edilmeye, değer görmeye ve önemsenmeye ihtiyacı vardır. Bunların olmadığı ortamlardan uzaklaşmak ve bunları yaşayabileceğimiz çevrelerde bulunmak sorunlarla baş edebilen iyi bir ruh haline sahip olmanın bir başka yoludur.
Ayrıca aileye, topluma aidiyet duygusunu geliştirmek, sosyal/toplumsal bağları kuvvetlendirmek, manevi gücü arttırmak, şükretmeyi unutmamak, yaradana sığınmak, suçlamak ve yargılamak yerine insana ait olumlu ortak değerlerde buluşmaya çalışmak iyi ruh halini sürdürmeye yardımcı olur.
Uyku düzenimize biraz daha özen göstermek, güzel ve kaliteli beslenmek, sigara ve alkolden uzak durmak, hareket etmek/yürüyüş yapmak sorunlarla baş etme kapasitesini arttırır. Sevdiklerimizle konuşmak, hobiler edinmek, kendimize zaman ayırmak ve küçük molalar vermek, gerektiğinde çevreye sınır koymak basit görünen şeyler olsa da, insan ruhu her gün tekrarlanan bu küçük farklılıklardan da güç alır.
Her şeye rağmen iyileştirilemeyen durumlarda profesyonel bir yardım almak şarttır.
Bir sonraki yazımda size bana hayatta en büyük derslerden birini veren ve hastam olan Medeni’nin öyküsünü anlatmak istiyorum.