Ruh sağlığı ile beden sağlığı birbirinden ayrı dünyaların kavramları değildir. Kaygılarımız, korkularımız, üzüntülerimiz, hayata bakışımız, sosyal ilişkilerimiz ve hatta kendimizi ne kadar güvende hissettiğimiz; kalbimizden bağışıklık sistemimize, uykumuzdan sindirim sistemimize kadar vücudumuzun pek çok bölümünü etkileyebiliyor.

Stres yalnızca kafamızın içinde değildir. Bir tehlike ya da anormal bir durumla karşı karşıya kaldığımızda vücudumuz bizi korumak için sempatik sistemi devreye sokar. Kalp daha hızlı atar. Tansiyon yükselir. Kaslar gerilir. Adrenalin ve kortizol gibi stres hormonları salgılanır. Vücut bu beklenmedik ani duruma kendini hazırlar. Kısa süreli olduğunda bu mekanizma faydalıdır. Esas problem bu durumun sürekli devam etmesidir. İş stresi, ekonomik sıkıntılar, aile problemleri, gelecek kaygısı, yalnızlık veya sürekli endişe nedeniyle bu alarm sistemi haftalarca, aylarca hatta yıllarca aktif kalabilir. İşte vücut için tehlikeli olan durum kronik stres durumudur. Ve kronik stres artık yalnızca ruhsal bir problem değildir; aynı zamanda bedensel bir yük haline gelir. Uzun süre yüksek seyreden stres hormonları; tansiyonun yükselmesine, kan şekeri kontrolünün bozulmasına, uyku kalitesinin azalmasına, kalp çalışmasında bozukluklara, vücuttaki inflamatuvar süreçlerin değişmesine, bağışıklık sisteminin zayıflamasına, otoimmun ve strese bağlı hastalıkların ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir. Bu nedenle sürekli stres altında yaşayan bir insanın “Ben sadece biraz gerginim” demesi, aslında yaşananları tam olarak ifade etmeyebilir.

İnsan bazen ne kadar stres altında olduğunun farkında bile olmayabilir. Çünkü beden ve zihin, içinde bulunduğumuz koşullara zamanla alışır. Aylar boyunca yoğun tempoda çalışan, sürekli bir şeyleri yetiştirmeye uğraşan, ailevi veya ekonomik sorunlarla mücadele eden bir insan bir süre sonra bu gerginliği hayatının olağan hali gibi görmeye başlayabilir. Sabah çenesini sıkarak uyanır, omuzları sürekli gergindir, sırt ağrıları başlar, başı veya midesi sık sık ağrır, bağırsak problemleri ortaya çıkar, geceleri kolay uyuyamaz, küçük olaylara eskisinden daha çabuk öfkelenir. Ama bütün bunların ortak noktasının stres olabileceğini düşünmeyebilir. Aslında bunlar bedenin verdiği sinyallerin ta kendisidir. Burada önemli olan, her şikâyeti strese bağlamak değil; bedenimizin bize ne anlatmaya çalıştığını fark edebilmektir.

Mutsuzluk gerçekten hasta eder mi? Bu her zaman doğru değildir. Çünkü genetikten yaşa, çevresel faktörlerden beslenmeye kadar hastalıkların çok sayıda nedeni vardır. Uzun süreli psikolojik stres, depresif ruh hali, sosyal izolasyon ve kötü uyku bazı hastalıkların gelişmesine veya mevcut hastalıkların kontrolünün zorlaşmasına katkıda bulunabilir. Örneğin yoğun stres altındaki insanların uyku düzenleri bozulabilir. Daha fazla sigara veya alkol tüketebilir, daha fazla kalorili yiyeceklere yönelebilir, egzersizden uzaklaşabilir ve ilaçlarını daha düzensiz kullanabilirler. Yani ruh halimiz bedenimizi yalnızca hormonlar üzerinden değil, davranışlarımız üzerinden de etkiler.

Kronik stres; vücuttaki birçok sistemi etkileyebilir. Kalp damar sisteminin düzgün çalışmasını bozabilir. Sempatik sinir sisteminin uzun süre aktif kalmasına, tansiyonun yükselmesine ve kalbin daha fazla çalışmasına neden olabilir. Buna karşılık düzenli fiziksel aktivite, iyi sosyal ilişkiler, yeterli uyku ve kişinin stresini yönetebilmesi kalp-damar sağlığı açısından koruyucu yaşam biçiminin parçalarıdır. Beyin, hormon sistemi ve bağışıklık sistemi sürekli birbirleriyle iletişim halindedir. Bu nedenle uzun süren yoğun psikolojik stres bağışıklık sisteminin çalışma biçimini de etkileyebilir. Çok yoğun çalıştığımız, az uyuduğumuz ve stresli olduğunuz dönemlerden sonra daha kolay hastalanırız. Bunun sebebi bu dönemlerde vücudun savunma sistemlerinin baskılanmasıdır. Kronik stres uykuyu da bozar. Yetersiz ve kalitesiz uyku yalnızca ertesi gün yorgun olmamıza yol açmaz. İştah hormonlarından kan şekeri kontrolüne, tansiyondan bağışıklık sistemine kadar pek çok mekanizmayı etkileyebilir. Bu da hastalıklara davetiye çıkarabilir.

Hareket ettikçe ruhumuz, ruhumuz iyileştikçe bedenimiz güçlenir. Ruh sağlığımız bedenimizi etkilerken bedenimizi nasıl kullandığımız da ruh halimizi etkiler. Örneğin fiziksel aktivite yalnızca kilo vermek veya kalp sağlığı için yapılmaz. Düzenli yürüyüş ve egzersiz; uyku kalitesini artırabilir, stresin azalmasına yardımcı olabilir ve kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlayabilir. Yani Atatürk’ümüzün “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü aslında iki yönlü okunabilir: Sağlıklı bir beden zihnimizi destekler; sağlıklı bir zihin de bedenimizi korumamıza yardımcı olur.

Zihnimize ne yüklediğimize daha fazla dikkat etmeliyiz. Çünkü insan bedeni ile zihni birbirinden bağımsız iki ayrı yapı değildir. Üzüntünün, stresin, uykusuzluğun, endişenin bedende bir karşılığı vardır. Ama huzurun, hareketin, iyi ilişkilerin ve hayattan keyif almanın da bir karşılığı vardır. Sağlıklı bir hayat için yalnızca iyi beslenmeye ve hareket etmeye değil; iyi uyumaya, iyi ilişkiler kurmaya, stresimizi yönetmeye ve sadece bedenimize değil ruhumuza da iyi bakmaya ihtiyacımız var. Çünkü sağlık sadece hastalığın olmaması değil, insanın bedeniyle ve ruhuyla iyi olabilmesidir.

Bir sonraki yazımın başlığı bu olacak: İyi ruh hali; hiçbir sorunu olmayan insan olmak değil, sorunlarla baş edebilme kapasitesine sahip olmak demektir.