Ankara Barosu CMK Merkezi'nin verdiği görevlendirmeyle Ankara Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube'ye gitti.

Suça sürüklenen çocuk(!) , on altı-on yedi yaşında görünüyordu. O gün altı iş yerine girdiği, hırsızlık yaptığı iddia ediliyordu. Her iş yeri için ayrı ayrı dosyalar hazırlandı, ifadeler alındı. Savcılık, tutuklanması talebiyle, Sulh Ceza Hakimliğine dosyaları gönderdi. İki dosyada geçen eylemleri nedeniyle de tutuklandı. Müdafi olarak yapması gereken, tutukluluğa itiraz etmekti.

Ertesi gün suça sürüklenen çocuğun eşi, bürosuna geldi. Konuştular:

"Tutukluluğa itiraz edeceğiz. İnşallah tahliye olur, bir daha da bu tür işlere kalkışmaz."

"Ne diyorsunuz avukat bey, biz bu yolla geçiniyoruz."

Şaştı kaldı.

Kadın, bürosuna Mercedes araba ile gelmişti. Bu görüntüye giyimini kuşamını da katınca ailenin yaşam konforunu anlamak zor değildi. .

Evlerine, işyerlerine girilen aileler mutsuzluk yaşıyordu. Ateş düştüğü yeri yakıyordu. Toplum bundan çok da etkilenmiyordu. Bin yılların mesleğiydi hırsızlık.

Son yıllarda hırsızlar, leyleklerden esinlenmiş olacaklar ki, yüksek yerlerde tezgâh kurmaya başladılar. Hırsızlık, örgütlü kötülüğe dönüştü.

2026 yılı Eylül ayının son haftasında gündemdeki en önemli konu borsa vurgunu.

"Hiç bir şey olmadıysa da bir şeyler oldu."

Çok İnsanın hesabı aynı anda buhar oldu.

Bu durum ekonomi dünyasında deprem etkisi yarattı. Çok İnsanın birikimi yer değiştirdi.

Beş yüz bine yakın insan etkilendi bundan. Borsada hırsızlık yaptıkları iddia edilen insanların mesleki ikametgâhı öyle bir yerlerdeydi ki tebligat yapacak postacının, zor kullanarak götürecek polisin vay haline!

Memlekette yüzden fazla TV kanalı var. Bir iki kanal dışında hepsi de dut yemiş bülbül!

Bu olay ortaya çıkınca, yüksek siyasi kimlik taşıyan, bakan olarak da görev yapmış biri görevinden affını istemek zorunda kaldı, talebi kabul edildi.

Bu insanın devlette üstlendiği görevleri görenlerin ağzı açık kalıyordu.

Kadın, bulunmaz Bursa kumaşıydı.

Soyulanlar, doğruca Hoca'ya koştular:

"Hocam bu ne hâl? Gitti elde avuçta olan!"

Güldü Hoca. Evini soymaya gelen hırsızı anımsadı.

Hanımına: "Yorgan gitti, kavga bitti!" dediği anı anımsadı.

Baktı gözlerinin ta içine gelenlerin. Nazım Hikmet'in bir şiirindeki dizeler dilinin ucuna kadar geldi ama söze de dönüşmedi:

"Kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama/Kabahatin çoğu senin canım kardeşim."

Sonra da güle güle uğurladı gelenleri.

Teselli etmekten de geri kalmadı:

"Henüz altınızda yatağınız, üstünüzde yorganınız var. Beterin beteri var!"

Gözden yittiklerini anlayınca da ciğerlerine sıkışan havayı boşaltmadan edemedi, duymayacaklarını bile bile tepine tepine bağırdı:

"Kabahatin çoğu sizde!"