Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Arkadaş Grubu yıllık geleneksel buluşmasında 2026 yılı Eylül ayında Çorum'dayız.
1967-1973 yılları arası.
O yıllar say ki her birimiz yeni yeşeren birer zeytin fidanıydık. Yirmili yaşlardaydık. Örgütlü kötülüğün Güneş'in katli için kapanlar kurduğu yıllardı. Üç fidanın darağacına çekildiği yıllar.
O yıllardan bu yıllara altmış yıldan fazla zaman geçti. Yaşlı zeytin ağaçlarına dönmüşüz. Kimimiz kel, kimimiz topal, kimimiz kör...
Gezimizin sorumluları İskilipli Emekli Öğretmen Ali Osman Kadayıfçı ile Elazığlı Av. Abdullah Dursun Çakmak.
Ali Osman Kadayıfçı,
Abdullah Dursun Çakmak,
Filiz Çakmak,
Mehmet Akkaş,
Gülçin Akkaş,
Günay Sevinç,
Nurşen Sevinç,
Veysi Yıldırım,
Meral Yıldırım,
Utku Alphan
Selahattin Balcı,
Suat Kurt,
Hüseyin Topal,
Cemal Yücel,
Perihan Yücel,
Hülya Şinikçi
Bir de ben.
Aramıza katılan en genç gezgin 6 yaşındaki Utku Alphan. Veysi Yıldırım'ın torunu. Utku'nun gezi süresince bizlerle olan etkileşimini gördükçe, şairin "Güzel günler göreceğiz çocuklar" diye başlayan şiirini okudum Utku'nun temiz, duru çocuk yüzünde.
Ölümler, hastalıklar giderek azaltıyor sayımızı. Her yıl, Urfa'nın Birecik ilçesine kanat çırpan, sayıları gittikçe azalan göç yorgunu kelaynak kuşları gibiyiz.
Birinci gün Hattuşa'yı, Alacahöyük'ü geziyoruz. Çorum'a dönüş yolculuğunda yolumuz Küre köyünden geçiyor. Küre köyü benim köyüm.
Köyde soluklanmadan olmaz. Aracımız köy yoluna sapıyor. İki saat önce telefonla aramıştım ablamın oğlu Hüseyin'i. Oğlu Ali Rıza çıkmıştı telefona.
"Bir, iki saat sonra sizin evdeyiz."
Öyle de oluyor. Köyde geçirdiğimiz bir iki saat içinde gökkuşağı renklerinin şavkı vuruyor arkadaşlarımın yüzlerine.
Derken, gezi yorgunluğumuzu köyde bırakıp sürdürüyoruz yolculuğu. Köylümüz, akrabamız Rıza Demir'in aronya tarlasından aronya alıyor arkadaşlar. Hatap deresine giren aracımıza hükmümüz geçmiyor sonrasında.
Ertesi gün Amasya'ya, İskilip'e gideceğiz.
Ne güzel bir yurdumuz var. Bu güzel topraklarda Cumhuriyet sayesinde, Atatürk'ün önderliğinde kulluktan yurttaşlığa geçmişiz.
Yüz yıllık ulu çınar Cumhuriyet. Bu ulu çınarın gölgesinde mutlu insanlar olarak yaşamamız beklenirken, karanlık düşünceli kötülük evlerimize kapatıyor bizleri. Dünya alem, memleket memleket gezerken çoğumuz, evlerimizin yakınındaki parklara zor gidebiliyoruz.
Çorum'a on yedi arkadaş ancak gelebildik. Çoğumuzun dizinde güç, cüzdanında harçlık bırakmayan kötülük, yurdumuzda gezip eğlenmemize izin vermiyor.
Kimi ülkelerde zaman zaman hırsızlık egemen olur. Hırsızların etkili olduğu yerlerde çaldıkları en değerli şey, yurttaşların hayalleri, umutlarıdır.
Yurttaşları bilinçli, örgütlü olan ülkelerde hırsızlar kolay kolay egemenlik kuramazlar.
Çorum'da 12 Eylül 1980 öncesi daha çok demokrat seçmenlerin oyu belirlerdi belediye başkanlığını. Çorum olayları ile kötülük edildi kente. Öteden beri inanç bezirgânı çağdışı düşüncelerin örgütlendiği bu topraklarda kötülüğün kem gözleri, pis nefesi kirletti göğün mavisini dalın yeşilini, buğday, şekerpancarı tarlalarını.
Çorum'dan kalkıp Boğazkale'ye, Alacahöyük'e doğru giderken o bir iki saat içinde 5000 yıl ötelerde Hititlerin arasında buluverdik kendimizi. Her birimiz birer Hititli olduk. Hattuşa'yı gezerken barış türküleri dinledik. O günkü adı Arinna olan Alacahöyük'te lir çalan Hititli sanatçıya kulak kabarttık.
Ertesi günkü Amasya yolunda gezi arkadaşımız Günay'ın bacanağı bir kasa Amasya elmasıyla kesti yolumuzu. Amasya'nın kaya dağlarını kese biçe, dele oya uzaklardan su getiren Ferhat'a hayranlık duyduk. "Suyu Şirin için mi akıttı, halkı için mi?" bu konuda arkadaşlarla ortadan ikiye ayrıldık.
Kurtuluş Savaşı yıllarında isim olarak iyi iz bırakmayan İskilip'te "İskilip dolması" yiyerek karnımız tok döndük Çorum'a.
2027 yılında nerede mi olacağız? Afyonkarahisar'da.
20 Eylül 2026, Çorum
