III.İnsan Aslında Teknolojiden mi, Kendinden mi Korkar?

Teknolojiye ilişkin korkuların ilginç bir özelliği vardır. İnsan çoğu zaman teknolojinin yapabileceklerinden söz eder, fakat teknolojiyi kimin ve hangi amaçlarla kullanacağını ikinci plana iter. Oysa tarih boyunca büyük teknolojik tehlikelerin çoğu, araçların kendi iradelerinden değil, insanların onları nasıl kullandığından doğmuştur.

Bir bıçak yemek hazırlamak için de kullanılabilir, bir insana zarar vermek için de. Nükleer fizik enerji üretiminin yolunu açabileceği gibi insanlığın gördüğü en yıkıcı silahların ortaya çıkmasına da neden olmuştur. Sosyal medya insanların birbirleriyle iletişimini kolaylaştırabilir; aynı sistemler yanlış bilginin olağanüstü hızla yayılmasını da sağlayabilir.

Bu nedenle teknoloji karşısındaki korku çoğu zaman aynaya bakmaya benzer. İnsan, geliştirdiği araçlarda kendi niyetlerinin, arzularının ve ahlaki sınırlarının büyütülmüş hâlini görür.

Teknoloji insana güç verir, fakat gücün kendisi “ahlaki” bir yön göstermez. İşte insanı tedirgin eden nokta tam olarak budur. Teknolojik kapasitemiz “ahlaki kapasitemizden” daha hızlı büyüyebilir.

İnsan bir şeyi yapabilecek teknik güce sahip olabilir, ancak bunun sonuçlarını öngörecek bilgeliğe aynı ölçüde sahip olmayabilir. Modern çağın temel gerilimlerinden biri de budur: Yapabilme kapasitesi ile yapmanın sonuçlarını değerlendirme kapasitesi arasındaki mesafe giderek büyümektedir.

Bu nedenle teknolojinin ilerlemesi otomatik olarak insanlığın ilerlemesi anlamına gelmez. Daha hızlı iletişim kurmak daha doğru iletişim kurmak demek değildir. Daha fazla bilgiye erişmek daha bilge olmak anlamına gelmez. Daha güçlü makineler geliştirmek daha sorumlu toplumlar oluşturduğumuz anlamına gelmez.

İnsan kendi yarattığından korkarken aslında şu ihtimalden de korkar. “Ya teknolojik gücümüz etik olgunluğumuzu aşarsa?”

Bu soru atom çağında son derece belirgin hâle gelmiştir. İnsan ilk kez kendi uygarlığını büyük ölçekte yok edebilecek araçlar geliştirmiştir. Böylece teknolojik ilerleme kavramı masumiyetini kaybetmiştir. İnsanlık artık “Yapabilir miyiz?” sorusunun yanında “Yapmalı mıyız?” ve “Yaparsak sonuçlarını yönetebilir miyiz?” sorularını da sormak zorunda kalmıştır.

Bugün benzer bir tartışma biyoteknoloji, genetik mühendisliği, otonom silahlar ve yapay zekâ çevresinde devam etmektedir. Bu teknolojilerin ortak özelliği yalnızca güçlü olmaları değildir. Aynı zamanda insanın karar verme, üretme ve müdahale etme kapasitesini daha önce görülmemiş ölçülerde artırmalarıdır.

Bu nedenle belki de teknolojiden korkmak ifadesi yanıltıcıdır. İnsan çoğu zaman teknolojinin kendisinden değil, teknolojinin kendi ellerinde neye dönüşebileceğinden korkar.

Başka bir ifadeyle, modern insanın asıl korkusu makinenin kötüleşmesi değildir. Daha derin korku, insanın sahip olduğu yeni güç karşısında kendi ahlaki sınırlarından emin olamamasıdır.

Teknoloji böylece bir ayna hâline gelir.

Ve insan o aynaya baktığında yalnızca yarattığı makineyi değil, kendisini de görür.