II. Araç Ne Zaman Efendiye Dönüşür?

İnsan teknolojiyi başlangıçta belirli bir amacı gerçekleştirmek için üretir. Çekiç çakmak, otomobil ulaşmak, bilgisayar hesaplamak için vardır. Bu açıdan teknoloji, insan iradesinin uzantısıdır.

İnsan kendi fiziksel ve zihinsel kapasitesinin sınırlarını araçlar yoluyla genişletir. Ancak teknoloji karmaşıklaştıkça araç ile kullanıcı arasındaki ilişki de değişmeye başlar. İnsan bir noktadan sonra yalnızca teknolojiyi kullanmaz; teknolojinin oluşturduğu dünyanın içinde yaşamaya başlar.

Bu değişim önemlidir. Çünkü bir araç günlük yaşamın vazgeçilmez altyapısına dönüştüğünde artık yalnızca insanın tercih ettiği bir nesne olmaktan çıkar. İnsan davranışlarını, zaman anlayışını, çalışma biçimini, ilişkilerini ve hatta düşünme biçimini şekillendirmeye başlar. Saat insanların zamanı ölçmesine yardım ederken zamanla insan yaşamının ritmini de belirlemeye başlamıştır. Otomobil yalnızca mesafeleri kısaltmamış, şehirlerin nasıl kurulacağını değiştirmiştir. İnternet yalnızca iletişim sağlamamış, bilginin üretilme, dolaşma ve tüketilme biçimini dönüştürmüştür.

Bu noktada teknoloji felsefesinin temel sorularından biri ortaya çıkar. “İnsan teknolojiyi mi biçimlendirir, yoksa teknoloji de insanı mı biçimlendirir?”

Belki de teknolojiden duyulan korkunun bir başka kaynağı da budur. İnsan kendi yarattığı araçların zamanla kendi yaşamının koşullarını belirlediğini fark eder. Bir başka ifadeyle insan, kontrol etmek amacıyla yarattığı sistemlere giderek daha bağımlı hâle gelebilir.

Modern toplum bunun güçlü örnekleriyle doludur. Elektrik sistemleri çöktüğünde şehirlerin işleyişi durabilir. Dijital ağların kesilmesi ekonomik işlemleri, iletişimi ve kamu hizmetlerini aksatabilir. Algoritmalar insanların hangi haberleri göreceğini, hangi ürünlerle karşılaşacağını ve hangi içeriklere yönlendirileceğini etkileyebilir. Böylece teknoloji yalnızca insanın kullandığı bir araç olmaktan çıkarak insan davranışlarının gerçekleştiği çevrenin bir parçasına dönüşür.

Tam da burada özgürlük meselesi ortaya çıkar. “İnsan, kendi oluşturduğu sistemler içinde ne ölçüde özgür kalabilir?”

Bu soru yalnızca teknolojiye ilişkin değildir. Aynı zamanda insanın kendi eserleriyle kurduğu ilişkinin felsefi bir sorgulamasıdır. İnsan kurumlar yaratır, sonra bu kurumların kurallarıyla yaşar. Ekonomik sistemler kurar, ardından bu sistemlerin zorunluluklarına uyum sağlar. Dijital platformlar oluşturur, zamanla gündelik yaşamını bu platformların mantığına göre düzenler.

Dolayısıyla insanın kendi yarattığından korkması bazen yaratılan şeyin düşmanlaşmasından değil, vazgeçilmez hâle gelmesinden kaynaklanır.

Asıl korkutucu olan teknolojinin insan iradesine karşı çıkması değil, insanın kendi iradesini farkında olmadan teknolojik sistemlere uyarlamaya başlamasıdır.

Bu nedenle “Araç ne zaman efendiye dönüşür?” sorusu teknolojinin kötüleşmesini değil, insanın teknolojiyle kurduğu ilişkinin değişmesini ifade eder. Bir teknoloji ne kadar güçlü ve yaygın hâle gelirse insanın ona duyduğu bağımlılık da o ölçüde artabilir.

Ve insan, sonunda kendi yarattığı sistemin dışına çıkamayacağını düşündüğü anda korkmaya başlar.