Efsanevi Bir Şehrin Geçmişini Kurtarma Mücadelesi
Afrika denildiğinde çoğu insanın zihninde çöller, kabileler, sömürgecilik ve doğal zenginlikler canlanır. Oysa Afrika'nın başka bir yüzü daha vardır. Kitapların, bilginin ve yüzyıllar boyunca korunan yazılı kültürün kıtası…
Charlie English'in kaleme aldığı "Timbuktu'nun Elyazmaları Efsanevi Bir Şehrin Geçmişini Kurtarma Mücadelesi", unutulan hikâyeyi gün yüzüne çıkarıyor.
İngiliz gazeteci ve yazar Charlie English, uzun yıllar dış politika ve uluslararası olaylar üzerine çalışan deneyimli bir isim. Bu eserinde yalnızca tarih anlatmıyor, bilgiye sahip çıkmanın ne anlama geldiğini de etkileyici bir dille gözler önüne seriyor. Kitap, Akın Emre Pilgir tarafından Türkçeye çevrilmiş ve Koç Üniversitesi Yayınları tarafından 7 Aralık 2018'de yayımlanmıştır. 312 sayfalık eser, tarihle gazeteciliği ustalıkla buluşturan sürükleyici bir anlatı sunuyor.
Yüzyıllar boyunca Timbuktu, Batılıların hayal dünyasında altınlarla dolu gizemli bir şehir olarak yaşadı. Avrupa'dan pek çok kâşif, Afrika'nın içlerine doğru bu efsanevi kenti bulabilmek için yola çıktı. Kimi çölde kayboldu, kimi hastalıktan öldü, kimi de aradığı zenginliği bulamadan geri döndü. Fakat Charlie English'in gösterdiği gibi, Timbuktu'nun gerçek hazinesi altın değildi. Asıl servet, şehrin kütüphanelerinde saklanan on binlerce el yazmasıydı.
Orta Çağ boyunca Timbuktu, İslam dünyasının en önemli ilim merkezlerinden biri hâline gelmişti. Burada astronomiden matematiğe, tıptan hukuka, tarihten şiire kadar çok geniş bir yelpazede eserler kaleme alınıyor, çoğaltılıyor ve nesilden nesile aktarılıyordu. Bu yönüyle Timbuktu, yalnızca Afrika'nın değil, insanlık tarihinin önemli bilgi merkezlerinden biriydi.
Kitabın en çarpıcı bölümü ise yakın tarihte yaşanan gerçek bir kurtarma operasyonunu anlatıyor.
Yıl 2012… Mali'de siyasi istikrarsızlık büyürken radikal gruplar Timbuktu'yu ele geçiriyor. Dünyanın en önemli el yazması koleksiyonlarından biri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
Başta kütüphaneci Abdel Kader Haidara olmak üzere çok sayıda gönüllü, yüz binlerce sayfalık el yazmasını küçük metal sandıklara yerleştirerek geceleri gizlice şehirden kaçırmaya başlıyor. Kimi zaman teknelerle, kimi zaman otomobillerle, kimi zaman da eşek arabalarıyla yapılan bu operasyon sırasında insanlar bu kitapları taşırken aslında insanlığın ortak hafızasını kurtarıyorlardı.
Charlie English'in başarısı, bu operasyonu bir macera romanı kadar sürükleyici anlatırken tarihsel arka planı da ihmal etmemesinde yatıyor. Okuyucu, bir yandan Timbuktu'nun yüzyıllar süren bilimsel yükselişini öğrenirken diğer yandan savaşın ortasında kitaplarını korumaya çalışan insanların olağanüstü cesaretine tanıklık ediyor.
Kitap aynı zamanda önemli bir önyargıyı da sorguluyor. Uzun yıllar boyunca Afrika'nın büyük ölçüde sözlü kültüre dayandığı düşünülmüştü. Oysa Timbuktu el yazmaları bunun doğru olmadığını gösteriyor. Binlerce bilimsel eser, Afrika'nın yalnızca ticaret yollarının değil, aynı zamanda bilgi üretiminin de merkezlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.
Bugün yapay zekâ çağını konuşuyoruz. Dev veri merkezleri kuruyor, dijital arşivler oluşturuyor, milyarlarca belgeyi saniyeler içinde işleyebilen algoritmalar geliştiriyoruz. Ancak Charlie English'in kitabı bize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor. Bilgiyi üretmek kadar onu korumak da medeniyetin temel şartıdır. Eğer bilgi korunamazsa, teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun insanlık hafızası da yavaş yavaş silinir.
Belki de bu nedenle Timbuktu'nun Elyazmaları, geleceğe yazılmış güçlü bir uyarıdır. Silahların, savaşların ve ideolojilerin gelip geçtiği bir dünyada kalıcı olan şey, insanların ürettiği bilgidir. O bilgi bazen bir parşömende, bazen bir kütüphanede, bugün ise dijital bulutlarda saklanıyor. Fakat hangi çağda olursak olalım, onu koruyacak cesur insanlara her zaman ihtiyaç duyacağız.
Timbuktu'nun sessiz kütüphanelerinden yükselen bu hikâye, aslında bütün insanlığa ait ortak bir mesaj taşıyor.
Bir medeniyet, kitaplarını koruyabildiği ölçüde geleceğini de koruyabilir.