Tarih boyunca toplumların yükselişini belirleyen güç unsurları sürekli değişti. Bir dönem verimli topraklara sahip olmak büyük bir avantajdı. Ardından deniz yollarını kontrol eden devletler küresel ticarete yön verdi. Sanayi Devrimi ile birlikte üretim kapasitesi öne çıktı.
Bilgi çağında ise dijital teknolojiler ve internet yeni güç merkezlerini oluşturdu. Şimdi ise insanlık, yapay zekâ çağının eşiğinde yeni bir rekabet alanıyla karşı karşıya: DİL.
İlk bakışta bu ifade abartılı görünebilir. Sonuçta dil, insanların iletişim kurmasını sağlayan kültürel bir araç olarak düşünülür. Oysa Büyük Dil Modellerinin (Large Language Models- LLM) yükselişiyle birlikte dil, bilgi üretiminin, ekonomik değerin ve teknolojik bağımsızlığın da temel bileşenlerinden biri hâline gelmiştir. Çünkü yapay zekâ, dünyayı insanların yaptığı gibi gözlemleyerek değil diller aracılığıyla öğrenmektedir. Onun hafızasını kitaplar, makaleler, gazeteler, ders notları, hukuki metinler, bilimsel yayınlar ve milyarlarca dijital belge oluşturmaktadır.
Bu nedenle geleceği düzenleyebilmek için “bir dil, yapay zekânın öğrenme evreninde ne kadar yer kaplıyor?” sorusunu sormak gerekiyor.
Bugün bu sorunun cevabı oldukça açıktır. Dünyanın en gelişmiş büyük dil modellerinin önemli bir bölümü İngilizce merkezli bir bilgi ekosistemi içinde geliştirilmektedir.
İngilizce için "Lingua Franca" diyebiliriz. “Lingua Franca”, farklı ana dillere sahip insanların iletişim kurmak için kullandıkları ortak dil anlamına gelir.
Günümüzde bu ifade en yaygın biçimde “İngilizceyi” tanımlamak için kullanılmaktadır.
Lingua Franca, tarihin değişik dönemlerinde farklı diller olmuştur:
· Antik Dönemde, “Yunanca”
· Roma Döneminde ve Ortaçağda, “Latince”
· İslam’ın Altın Döneminde, “Arapça”
· 18. ve 19.yüzyılda, “Fransızca”
· 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra, “İngilizce”
Günümüzde Lingua Franca’nın “İngilizce” olmasının nedeni teknoloji şirketlerinin büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri merkezli olması değildir. Bilimsel yayınların büyük bölümü İngilizce yazılmakta, açık kaynak yazılım ekosistemi İngilizce gelişmekte ve internet üzerindeki yüksek kaliteli dijital içeriklerin önemli bir kısmı yine bu dilde üretilmektedir. Dolayısıyla yapay zekâ, doğal olarak en fazla İngilizceyi öğrenmekte ve en yüksek performansı da bu dilde göstermektedir.
Ancak son yıllarda dikkat çekici bir gelişme yaşanmaktadır. Çin, kendi dil ekosistemini de küresel yapay zekâ yarışının merkezine taşımaktadır. Üstelik Çin'in dil yapısı sanıldığı kadar homojen değildir. Mandarin, Kantonca, Wu, Min ve Hakka gibi birbirinden oldukça farklı konuşma biçimleri bulunmasına rağmen ortak yazı sistemi sayesinde devasa bir dijital bilgi havuzu oluşturulabilmektedir. Bu sayede Çin, İngilizce merkezli yapay zekâ ekosistemine güçlü bir alternatif geliştirme yolunda önemli bir mesafe kat etmiştir.
Bu örnek, başka ülkeler için de ders çıkarılabilecek bir konudur.
Yapay zekâ çağında rekabet;
“Kendi dilini dijital geleceğin taşıyıcı dillerinden biri hâline getirebilme” yarışıdır.
Bu noktada Türkiye'nin ve daha geniş anlamda Türk Dünyası’nın önünde önemli bir fırsat bulunmaktadır.
Türkiye Türkçesi başta olmak üzere Türk dünyasının dilleri, farklı alfabeler kullansalar da ortak tarihî köklere, benzer dilbilgisi yapılarına ve önemli ölçüde ortak bir kavram dünyasına sahiptir. Günümüz büyük dil modeli teknolojileri, bu ortaklıkları değerlendirebilecek olgunluğa ulaşmıştır. Dolayısıyla Türk Dünyasının dillerini birlikte öğrenen, aralarında doğal geçiş yapabilen ve ortak bilgi üretimini destekleyen bir "Türk Dünyası Büyük Dil Modeli" geliştirmek artık bir hayal değildir.
Ancak burada kritik olan yalnızca bir yapay zekâ modeli geliştirmek değildir. Asıl mesele;
“Türkiye Türkçesini ve Türk dünyasının dillerini dijital çağın üretken bilgi dilleri arasına taşımaktır”.
Çünkü yapay zekâ, aynı zamanda geleceğin bilgisini de üretir. Eğer bir dil bu üretim sürecinin dışında kalırsa, zamanla yalnızca teknolojik değil, bilimsel ve kültürel görünürlüğünü de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Bu nedenle “Dijital Dil Egemenliği”, eğitim politikalarından bilimsel araştırmalara, yayıncılıktan kamu arşivlerine, kültürel mirasın dijitalleştirilmesinden açık veri politikalarına kadar uzanan geniş bir vizyon gerektirir. Daha fazla nitelikli Türkçe kitap, daha fazla bilimsel makale, daha fazla dijital arşiv, daha fazla açık erişimli veri ve daha fazla teknik içerik üretmeden güçlü bir Türkçe yapay zekâ ekosistemi oluşturmak mümkün değildir. Yapay zekâ, toplumların bilgi üretme kapasitesinin bir yansımasıdır.
Belki de bugün üzerinde düşünmemiz gereken şunlardır:
· Türkçe, geleceğin yapay zekâ sistemlerinde yalnızca desteklenen dillerden biri mi olacak?
· Yoksa bilgi üreten, yeni kavramlar geliştiren ve başka dillere yön veren temel dillerden biri mi olacak?
Bu sorulara verilecek cevaplar, eğitim sistemimizin niteliğini, bilim politikalarımızı, kültürel üretimimizi ve hatta ekonomik rekabet gücümüzü de doğrudan etkileyecek. Çünkü gelecekte yapay zekâ, karar süreçlerinden eğitime, sağlıktan hukuka kadar hayatın her alanında bilgi üreten temel altyapıya dönüşecek. Bu altyapının hangi diller üzerine inşa edildiği ise ülkelerin küresel rekabet gücünü belirleyen kritik faktörlerden biri olacaktır.
“Bilgisini kendi diliyle üretebilen ve o dili yapay zekânın öğrenme, düşünme ve üretme süreçlerinin ayrılmaz bir parçası hâline getirebilen toplumlar, yarının gerçek süper güçleri olacaktır.”
Bugün atılacak adımlar, Türkçenin dijital geleceği ile birlikte, Türkiye'nin yapay zekâ çağındaki stratejik konumunu da belirleyecektir.