Sonbahar, bilge bir kadına benzer.
Yazdan kalan bütün güzellikleri bünyesinde toplar; güneşin sıcaklığını teninde, olgunlaşmış meyvelerin kokusunu nefesinde, yaşanmış aşkların hatırasını kalbinde taşır. Bir yanı hüzünlüdür, bir yanı ümitli…Giderken bile güzelleşen, eksildikçe çoğalan bir kadın gibidir.
Sonbahar kadını güzeldir; fakat onun güzelliği yalnızca yüzünde değildir. Bakışlarında yaşanmışlık, sözlerinde sükûnet, suskunluğunda derin bir anlam vardır. Ne zaman konuşacağını bildiği kadar ne zaman susması gerektiğini de bilir. Temkinlidir; çünkü yaklaşan kışın farkındadır. Ama aynı zamanda çılgındır. Ansızın çıkan bir rüzgâr gibi saçlarını savurur, sararmış yaprakların üzerinde çocukça yürür, yağmur başlayınca kaçmak yerine yüzünü gökyüzüne çevirir.
İşvesi başka, aşkı başkadır onun.
İlkbaharın aceleci heyecanına, yazın yakıcı tutkusuna benzemez sonbahar aşkı. Daha ağır, daha derin ve daha gerçektir. Sevmek kadar vazgeçmeyi, beklemek kadar gitmeyi de öğrenmiştir. Bu yüzden sevgisini hoyratça harcamaz. Kalbini herkese açmaz; ama açtığında bir eylül güneşi gibi insanın içini ısıtır.
Sonbahar kadını her yörede başka görünür.
Köyde, avlusuna kışlık biberleri seren; tarhanasını hazırlayan, salçasını kaynatan, odununu istifleyen kadındır. Toprağın dilini bilir. Hangi bulutun yağmur, hangi rüzgârın ayaz getireceğini sezer. Elleri çalışırken zihni ailesinin yarınındadır. Onun bilgeliği kitaplardan değil; topraktan, emekten ve hayatın içinden gelir.
Şehirde, sabahın erken saatlerinde kalabalığa karışır sonbahar kadını. Bir elinde çantası, diğerinde sıcak kahvesi vardır. Caddelerde savrulan yapraklarla birlikte o da bir yerlere yetişmeye çalışır. Yazlık elbiselerini kaldırıp ceketlerini çıkarırken yalnızca dolabını değil, ruhunu da yeni bir mevsime hazırlar. Belki biten bir aşkın ardından kendini yeniden toplar, belki de yeni bir başlangıcın cesaretini içinde büyütür.
Okulda ise öğretmendir sonbahar kadını.
Yeni açılmış defterlerin, sivriltilmiş kalemlerin ve heyecanlı çocuk seslerinin arasında durur. Yaz boyunca dinlenen sıralara yeniden hayat verir. Çocukların gözlerine bilgi, yüreklerine umut bırakır. Her öğrencinin içinde başka bir mevsim yaşandığını bilir. Kiminin gönlü ilkbahar, kimininki kış, kimininki ise zamansız bir sonbahardır. Hepsine sabırla yaklaşır; çünkü gerçek öğretmenlik, yalnızca ders anlatmak değil, bir çocuğun ruhuna dokunabilmektir.
Sonbahar kadını hazırlıklıdır. Yaklaşan kışı inkâr etmez; fakat ondan korkmaz da. Bilir ki hayat yalnızca güneşli günlerden ibaret değildir. Soğuklar gelecek, dallar çıplak kalacak, yollar karla kapanacaktır. Yine de telaş etmez. Çünkü her kışın içinde yeni bir baharın tohumu saklıdır.
Belki de sonbaharın bize öğrettiği en güzel şey budur: Değişmekten korkmamak…
Yapraklarını zamanı gelince bırakabilmek, geçmişin yükünü taşımamak, kayıpların içinde bile güzelliği görebilmek… Olgunluk biraz da budur. Her vedayı son sanmamak, her sararan yaprağın ardından yeniden yeşereceğine inanmak.
Hoş geldin sonbahar…
Hoş geldin bilge, güzel, işveli ve biraz da çılgın kadın. Köyde emeğinle, şehirde telaşınla, okulda sabrınla hoş geldin. Hüznünle kalbimizi inceltmeye, renklerinle gözümüzü şenlendirmeye, sessiz bilgeliğinle bize hayatı yeniden anlatmaya hoş geldin.
Sen geldin ya, şimdi insan biraz daha kendine döner; biraz daha düşünür, biraz daha hisseder.
Ve belki de en çok, yapraklarını dökerken seçtiği turuncu ile ağırlıklarını atmıştır toprağa karıştırmıştır
Ve bilir ki güneşle tekrar yeşerecek.
(İstanbul)