Yıktığımız, Aştığımız ve Umutla Boyadığımız Duvarlar

Çoğu zaman hayatın yol hikayelerini anlatmayı ve yazmayı fotoğraflamayı resimler yapmayı çok severim..

Karşıma çıkan her duvar da ayrı bir hikayedir, yollar gibi.
Çünkü dönüp geriye baktığımda, hayatımın birçok döneminde karşıma hep duvarlar çıktı.
İnsan dünyaya geldiğinde önünde duvarlar yoktur. Gökyüzü sonsuzdur, ufuk açıktır. Bir çocuk için her kapı aralıktır, her yol mümkündür. Sonra büyürüz. Yaşadıklarımız, korkularımız, hayal kırıklıklarımız ve kayıplarımız görünmez duvarlar örmeye başlar.
Önce bir tuğla koyarız. Sonra bir tane daha. Bazen bir kırgınlık olur harcı. Bazen bir korku. Bazen de söylenemeyen sözler...
Yıllar geçtikçe etrafımızda yükselen duvarların bizi koruduğunu sanırız. Oysa çoğu zaman bizi hayattan, insanlardan ve hatta kendimizden uzaklaştırırlar.
Duvarlar sadece taş ve beton değildir. Bir komşuyla aramıza giren sessizliktir. Bir dostla konuşulamayan konulardır. Bir çocuğun kuramadığı cümledir. Bir yaşlının içinde tuttuğu özlemdir. Bir toplumun önyargılarıdır. Bir insanın kalbine ördüğü görünmez sınırlardır.
Bahçeleri çevreleyen duvarlar vardır. Keskin dikenli tellerle yükselen sınırlar vardır. Evlerimizin duvarları vardır. Dört duvar arasında kalan sözler vardır. Duvarları aşan sırlar vardır.
Hayat boyunca bu duvarların çoğunu gördüm. Bazılarını aşmaya çalıştım. Bazılarını yıktım. Bazılarını ise sanatla dönüştürdüm.

Belki de bu yüzden duvarlarla ilişkim farklıdır. Çünkü ben sadece duvarlara bakmadım; onları boyadım.

Sayısını bugün hatırlayamayacağım kadar çok duvar...

Kimi zaman bir okulun duvarıydı. Kimi zaman bir kültür merkezinin. Kimi zaman bir sokağın gri ve yalnız yüzü. Bazılarını gönüllü olarak boyadım. Bazılarını profesyonel çalışmalarımın bir parçası olarak.

Ama hepsinde aynı mucizeye tanık oldum. Renklerin insan ruhuna dokunduğuna... Bir duvar değiştiğinde sadece görüntü değişmiyordu. İnsanların bakışı değişiyordu. Çocukların yüzü aydınlanıyordu. Mekânlar nefes almaya başlıyordu.

Sanatın yalnızca estetik olmadığını yıllar içinde defalarca gördüm. Sanat bazen bir köprüdür. Bazen sessiz bir teselli. Bazen de hiç tanımadığınız insanlar arasında kurulan görünmez bir bağdır.

Geçtiğimiz günlerde Gökyüzü Sanatsal İyilik Vakfı gönüllüleriyle birlikte özel çocukların eğitim aldığı bir okulun duvarlarını boyadık.

Sabah başladığımızda karşımızda sadece boş duvarlar vardı. Günün sonunda ise o duvarlar renklerle, umutlarla ve çocukların hayalleriyle dolmuştu.

Fırçayı tutan her gönüllü yalnızca boya sürmüyordu; sevgi bırakıyordu, ilgi bırakıyordu, aidiyet duygusu bırakıyordu.

Çocukların gözlerindeki heyecan, ortaya çıkan resimlerden bile daha güzeldi. Kimi bir kuşun peşinden hayal kurdu. Kimi rengârenk figürlerin arasında kendine yer buldu. Kimi de ilk kez bir duvarın kendisine gülümsediğini hissetti.

O an düşündüm: Belki de sanatın en büyük gücü budur. İnsana kendini değerli hissettirmek. Görülmediğini düşünen bir çocuğa “Seni görüyorum” diyebilmek. Sessiz kalan bir yüreğe renklerle dokunabilmek.

Gökyüzü Sanatsal İyilik Vakfı'nın çatısı altında yapılan bu çalışma bana bir kez daha sanatın dönüştürücü gücünü hatırlattı. Çünkü sanat bazen bir sergi salonunda değil, bir okulun duvarında hayat bulur.

İyiliğin gerçekten iyileştirdiğine inanıyorum. Çünkü iyilik de sanat gibi çoğalır. Bir kalpten diğerine geçer. Bir tebessümden başka bir tebessüme ulaşır. Ve bazen küçücük bir fırça darbesi, hiç beklenmedik bir yerde umut filizlendirir.

Bugün geriye dönüp baktığımda boyadığım duvarların sayısını bilmiyorum. Ama hatırladığım şeyler sayılar değil; parlayan gözler, mutlu yüzler ve sanatın sessizce yaptığı o büyük mucize...

Belki hayat boyunca hep duvarlarla karşılaşacağız.

Ama artık biliyorum:

Bazı duvarlar yıkılmak için vardır.
Bazıları aşılmak için.
Bazıları ise insan ruhuna umut çizmek için boyanmak üzere bizi bekler.

Ve bazı duvarlar vardır ki, onları birlikte boyadığımızda sadece duvarlar değil, kalpler de renklenir.