Sosyal medyada bir video gözüme ilişti. DEM Parti’nin Kurtalan’da düzenlediği “Ekmek, Barış ve Adalet”kampanyasının açılışında bir ablanın konuşmasını aynen aktarıyorum. Başörtülü bacımız şöyle diyor:

“İnsan bu kadar haksızlığı kendi vatanına nasıl yapar? Yani korkunç birşey. Bu ülkenin çocukları aç, aç!! Herkes duysun!!

Bazıları bu ülkenin kaymağını yerken bu ülkenin halkı aç, aç!!

Kendim şahit oldum. Çocuklarımı okuldan alıyorum. Vallahi de billahi de iki çocuğun konuşmasıdır. Dediler ki: ‘Eve niye gidiyoruz? Evde hiçbirşey yok ki yiyecek.’

Yani içim yandı çocuklara…

Ama yani bunun sorumlusu kim? Bu kaymağı yiyenler biraz da halka verselerdi.

TIR’larca parayı ne yapacaksınız? Ne zaman bitireceksiniz? Hiç mi Allah korkusu yok. Allah’tan korkmuyor musunuz?

Nerde yiyeceksiniz bu paraları, ben çok merak ediyorum. İnsan bir düşünür. Yani bu kadar parayı nasıl yiyeceksiniz? 150 yıl mı yaşayacaksınız?

Bilemiyorum. Birşeyler desem tutuklanır mıyım? Bilmiyorum yani…”

*

Bu insan günlük yaşamımızın içinde sıradan bir vatandaş. Bunları konuşurken de insan gözlerinin içindeki kaygıyı, yani acaba başıma birşeyler gelir mi diye merakla karışık korkuyu açık açık okuyabiliyor.

Abla, daha bir şey deme, burada dur. Başörtülü bacımız demez, yok ‘terör örgütüne üye olmamakla birlikte terörle iltisaklı’ mı derler, yoksa ‘yalan bilgiyi alenen yaymak’ mı derler, seni içeri atmak için yeni bir şey mi icat ederler orasını Allah bilir.

Bu ablanın, evine 2000 liralık iaşe alamamış bir ablanın isyanı, fon vurgunundan 160 milyon koyup 4 ayda 2.2 milyar vurup “görevden affedilen” hanımefendiye ve dolayısıyla deveyi havuduyla götüren utanmazlara.

Bu fon hırsızlığı meselesini bir cerrah titizliğiyle takip ettiklerini söylüyorlar. Çürüyen kollarını kesip atacaklarmış!

Geçmişi şöyle hafif hafif eşeleyip neler olduğunu hatırlayalım. Kendi bakanlığına (hem de kovid döneminde sular seller gibi dezenfektanların harcandığı bir dönemde) dezenfektan satan bakanınıza, ya da görev sırasında yolsuzluklara bulaştığı söylenen Yunus Emre Vakfı Başkanı bakanınızın sayın eşine, Rıza Zarrap’ın önüne yatacağını söyleyen başta dönemin içişleri bakanınıza ve rüşvet dağıtıldığı söylenen diğer bakanlarınıza yapmış olduğunuz yaptırımları hatırlayınca gerçekten cerrah titizliği (!) ile hırsızların üzerine gideceğinizi anlıyoruz!

Öyle anlaşılıyor ki bu meseleyi de geçmişteki yötemlerinizle halledip “Durmak yok yola devam” deyip bu yollarda yürüyeceksiniz. “itibardan tasarruf olmaz” deyip israf ve şatafatın zirvesini zorlayacaksınız. Olur olmaz her makama makam araçları tahsis edecek ,yetmedi mi kiralayacaksnız. Nasıl olsa Almanya’nın bizi kıskandığına inandırdığınız milyonlarca sorup sorgulamayan kitleniz var.

Ama bu ablanın anlattığı eve girmek istemeyen çocukların sesini duymazdan geleceksiniz. Tabii ki ablanın feryadını da…

Gözler kör olduktan sonra kral çıplak gezse ne yazar. Neylersin ki kimisi pırlantasının taşının küçüklüğünün derdinde, kimisinin ekmeği bayat. Ama devam ediyor hayat.

“Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa gerçekleri söyleyenlerden o kadar nefret eder” demiş ünlü 1984’ün yazarı George Orwell. Ne kadar güzel bir tespitte bulunmuş.

Bir cami imamının duvara astığı bir yazı diyor ki: “Çocuklarınıza ibadetlerini öğretmeden önce âhlâklı olmayı öğretiniz.Yoksa çocuklarımız namaz kılan bir hırsız, oruç tutan bir sapık, Hacca giden bir yalancı, kurban kesen bir tefeci, şehadet getirip kelle kesen bir terörist olabilir.

Nihayetinde bugün şahit olduğumuz tablo karşımızda duruyor. Devlet bir partinin mülküne dönüştüğünde vatandaş yurttaş olmaktan çıkıyor, ktidarın tebaasına dönüşüyor.

Demokrasi sandıkta başlar, ama sandıkta bitmez. Oyları sandıklara kimim attığı önemli değil kimin sayıp kayda geçirdiği önemlidir. Eğer seçtiklerinizi denetleyemiyorsanız onları sadece onaylamış olursunuz.

Fonlarda yapılan hırsızlık kimilerine göre 20 milyar dolardan 120 milyar dolara kadar değişiyor. Bunu araştırma önergeleri mecliste AKP ve MHP oylarıyla reddediliyor. Bunların haber yapıldığı, konuşulduğu TV kanallarına bir bir kayyım atanıp susturuluyor. Haber yapan gazeteciler bir bir tutuklanıp içeri gönderiliyor.

Acaba niye?

Hikâye bu kadar.