Bizim toplum maalesef balık hafızalıdır. Geçmişi çabuk unutur ve “biz bu filmi görmüştük” demez asla.
Altmış yaşın üstü hatırlar mı bilmem. Hani ünlü sinema aktörlerimizin yer aldığı bir reklam filmi vardı. Hepsi bir ağızdan “kendime güvenli bir yol seçtim, BANKER KASTELLİİİİ!!!!” diyorlardı.
Sene seksenlerde Banker Kastelli diye biri türemiş, insanlara verilmesi imkansız faizler vereceğini vadederek paralarını toplamış, her önüne gelen bir büro bir sekreter tutup bankerliğe başlamıştı. Sonuç hüsrandı. Bankerler batmış, yüzbinlerce insan banker kapılarında parasını kurtarma derdine düşmüş, sürüm sürüm sürünmüştü.
O günlerde de emeksiz yemeğin mucidi Özal iktidarı vardı. Onlar da adete tavşana kaç tazıya tut demişlerdi.
Maalesef bugünlerde para piyasalarında bunun değişik bir versiyonunu, yeni bir filmin daha fragmanını izliyoruz. “Du bakali nolcek?”
Sayın Maliye Bakanı güya geçen Kasım ayında kurulan bu fonlarda birtakım süpekülasyonlar döndüğünü gündeme getirmiş, ama ne yazık ki Bakanlık olarak deyim yerindeyse bostan korkuluğu gibi sadece seyretmişler. Bu fonları kim kurmuş kim bir koyup bin alıp tüymüş, sadece seyretmişler.
Bu halkın zararlarını “devlet ödesin” diyenler var. Hani geçmişte de hortumlanan bankalardaki halkın mevduatlarını da devletin sırsına sarmıştık ya. Eh bunu da saralım diyorlar. Öncelikle bir kuruşunu bile devletin sırtına saramazsınız. Neden? Hani bu bir doğal afet olsa, ne zaman nerden geleceği kestirilemeyen sel, deprem, yangın vs gibi, bunun zararını sineye çekersiniz. Ama bu öyle bir şey mi?
Bu fonlara gireni çıkanı, kaç para yatırıp kaç para ile çıktıklarnı denetleyen bir kurum yok mu?
Benim bildiğim tarlasında yetiştirdiği iki kasa domatesi ya da bir haftada biriktirdiği 30-40 yumurtayı semt pazarlarında satan köylümüze ne aldın ne sattın diye birşey soramazsın. Çünkü o garibin kazandığını dilenciye sadaka diye versen vallahi burun kıvırır. Ama kardeşim 20-25 milyar dolarlardan bahsediliyor. Bu paraları insan takip edemez mi?
Geçmişten günümüze yaşanmışlıklardan ders çıkarmıyoruz. Hep tavşana kaç tazıya tut diye diye idarei maslahat yapmış, günü kurtarmanın yolunu bulmuş, ülkenin batması-bitmesi umurunda olmamış kimsenin.. Geçmişten günümüze “Bu işten ben sorumluyum. Bu da benim hatam” deyip istifa eden bir kamu görevlisi gördünüz mü?
Adil olan görevliye düşen görev bu paralar kimin cebine girmiş ise onu bulup ondan tahsil etmek ve hak sahibine vermektir.
Bu meselede bir de âhlak sorunu var. Hani bir laf vardır? “Hırsızın hiç mi suçu yok?” derler. Bunun misali bu fonlara yüksek faiz elde edeceğim diye para yatıran vatandaşımızın hiç suçu yok mu? Eşekler bile düştüğü çukura ikinci defa düşmez. O çukuru hatırlayıp düşmemek için önlemini alır. Ama bizim vatandaş emeksiz yemeye alıştırılmış ya.
12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren o günün siyasetçilerini suçlayarak “ülkede darbe şartlarının olgunlaşmasını bekledik” minvalinde bir açıklama yapınca rahmetli laf ustası Süleyman Demirel de ona cevaben “Adama sorarlar, sen o günlerde Antalya’da tapu memuru muydun diye” demişti. Bunu Sayın Maliye Bakanımıza atfediyorum.
Umarım artık bu tavşana kaç tazıya tut politikası son bulur.