Osmanlı’da Yeniçeriler zaman zaman padişaha kazan kaldırmışlardır. Yani tarihin bazı dönemlerinde isyan etmişler, bazen vezir kellesi almışlar, bazen de sultanı tahtından indirmişlerdir.

Bu isyanların en ünlüsü 1800’lerin ilk çeyreğinde olmuş, ama ortadan kaldırılmalarıyla da sonuçlanmıştır. Tahta geçen 2. Mahmut orduya bir çeki düzen vermek istemiş, bazı ıslahat hareketlerine girişmiştir.

O dönemde mutfaktaki aşçılar yemeği tek kepçeyle dağıttıkları için, önce yahni konup sonra da aynı kepçeyle hoşaf konulunca, ister istemez hoşafın yüzü yağdan yılbıt yılbıt yanarmış. Sultan “Bundan sonra her yemeğe ayrı kepçe kullanacaksınız” talimatı vermiş. Yeniçeri bakmış hoşafın yüzünde yağ yok. Sanmış ki hoşafın yağını sultan koydurmuyor. “Biz yağsız hoşaf istemezüüüükkkk!!!!” deyip kazan kaldırmışlar.

Meclis’ten çerçeve yasa diye bişey geçti. Ortalık toz duman. Yağsız hoşaf istemezük tayfası veryansın muhalefet ediyor. Gerekçeleri “bu yasa PKK’ya af yasası”… Sanki, 40 yıldır kangrene dönen sorun, kimilerine göre “Kürt sorunu”, kimilerine göreyse “terör sorunu” bitmesin, aynen devam etsin, ülkenin kırk yılını nasıl harcadıysak bir kırk yıl daha harcayalım, der gibi…

Yıllardır PKK’nın beli kırıldı, kanadı yolundu, ama bitirilemedi… Bir zamanlar bir İçişleri Bakanı, heriflerin ayakkabı numaralarına kadar biliyordu! Onun deyimiyle 50-60 kişilik bir dağ kadrosu kalmıştı! Ne oldu?

Bu meseleye yenme-yenilme meselesinden bakılamaz. Yok olan ülkenin geleceği.

Sıvasız evlere bayrak asmaya devam mı edelim? Yoksul halkın çocukları birbirini kırmaya devam mı etsin?

1984’ten bu yana, yani tam 42 yıldır terörle mücadeleye harcanan yüzlerce milyar dolar ülke kalkınmasına harcansa, bugün hangi düzeyde olurduk?

Bu paralarla kimler semirdi, zenginleşti?

Bu kaynaklar boşa gitmese, emekliye yapılacak üç kuruşluk zam bütçeye yük olur muydu?

Aklı çelinmiş, dağda ölen de yoksul aile çocuğu, şehit olan asker-polis de...Siz hiç Boğaz’da, yalılarda yaşayanların, kalburüstü zenginlerin çocuklarının şehit olduklarına tanık oldunuz mu?

Yani bir tane vekil çocuğu bakan ya da general çocuğunun şehit olduğunu gördünüz, duydunuz mu?

Çıkarılan bu yasa ile ne aldık, ne verdik hesabı yapılması, utanılacak bir duygu. Rahmetli Sırrı Süreyya’nın deyimiyle bazılarının utanma duygusu ellerinden mi alındı?

İktidar, terör tehdidi gerekçesiyle yıllardır kendi seçmenini kolayca konsolide ediyordu. Ne oldu da, Sayın Bahçeli’nin dili “Bebek Katili” söyleminden “Kurucu Önder Apo”ya evrildi.

Sayın Bahçeli 1999’dan beri hükümetlerin içinde. 26 senedir neredeydiniz?

Somut olarak da yaklaşık 10 yıldır bu meseleyi gündemde tutuyoruz. Yok “açılım süreci”, yok “barış ve kardeşlik süreci”...

Daha adında bile anlaşamamışsınız ki içeriğinde anlaşabilesiniz.

Ortada bir sorun var mı, var. Bu sorunu farklı milletler nasıl çözmüşler, ona bakın yeter.

İspanyası İrlandası nasıl çözdü ise, biz de Amerika’yı yeniden keşfetmeyelim. Demek ki diyalogla, müzakere edilerek çözülüyormuş.

Mesele hukuk meselesi. Yani memlekette hakkı-hukuku üstün tutun, hepsi bu kadar.

*

Yıllardır seçimlerde sandık güvenliği de sandık güvenliği der durursunuz. Bunu tartışmaktan zerre miskal de hicap duymayız.

Demokratik bir ülkenin yurttaşı ben A partisine oy verdim acaba benim oyum B partisine kayar mı diye endişe duymaz. Ama bizde öyle mi? Islak imzalı tutanak toplamak derdine düşeriz. Niye? Çünkü hilesiz işimiz olmaz.

*

Yasa meclisten toz duman havasında geçti. Umarım ülkemize hayırlı uğurlu olur.

Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu, “Bu özlem ile ölürsem, ki öyle olacak, mezarıma, hür, demokrat, adam gibi bir ülkede yaşayamadan gitti yazılsın” diyerek, toplumun ve sivil inisiyatiflerin hak arama konusunda yeterince talepte bulunmadıklarını, sürekli bir kurtarıcı beklediklerini ifade etmişti.

Batı’yı giyimde-kuşamda, yaşamada örnek aldığımızı, ama onlar gibi üretmediğimizi, onlar gibi demokrat olamadığımızı ve haklarımıza sahip çıkamadığımızı anlatmıştı.

Bütün bu eksiklikler için de “efendim bizim ülkemizin şartları” bahanesinin arkasına sığındığımıza dikkat çekmişti.