Arzum Apartmanı yıkılıyor.
Bu haberi duyduğumda içimde yalnızca bir boşluk oluşmadı; sanki hayatımın bir katı sessizce yerinden söküldü.
“Sonuçta yıkılan bir bina,” diyebilirsiniz.
Beton, demir, tuğla…
Eskimiştir. Yorulmuştur. Belki depreme dayanıklı değildir. Belki kentsel dönüşüm gereklidir.
Bütün bunlar doğrudur. İnsan hayatından daha değerli hiçbir yapı, hiçbir hatıra olamaz.
Ama insanın çocukluğunun, ergenliğinin, gençliğinin ve anneliğinin geçtiği bir bina yıkılıyorsa, orada yalnızca duvarlar yıkılmaz.
Bir insanın kendine ait sandığı zaman da yerinden oynar.
Çünkü bazı binalar yalnızca bina değildir.
Bazı binalar, insanın hayatına açılan ilk kapıdır.
Arzum Apartmanı, Çorum’un ilk apartmanlarından biriydi.
Benim içinse bir adres olmaktan çok daha fazlasıydı.
Ergenliğim orada büyüdü. Gençliğim, ilk heyecanlarım, arkadaşlıklarım, aşklarımız… Sonra anneliğim…
Hayatımın birbirinden farklı dönemleri aynı merdivenlerden inip çıktı. Ben değiştim, yıllar değişti, çocuklar büyüdü; ama o merdivenler her defasında beni geçmişime götürdü.
Arkadaşlarımızla partiler yaptık. Birlikte okula gittik. Birlikte ders çalıştık. Bazen güldük, bazen küstük, sonra yine barıştık.
O zamanlar kapılar bugünkü kadar sıkı kapalı değildi sanki.
Bir evde kek pişse kokusu bütün apartmana yayılırdı. Başka bir evden çörek kokusu yükselirdi. Kokular, sesler, telaşlar kapıların altından sızar; herkesin hayatı biraz birbirine karışırdı.
Bayramlarda şekerler hazırlanır, kolonya şişeleri ortaya çıkarılırdı.
Kapılar çalınırdı.
“İyi bayramlar.”
Bir şeker…
Bir kolonya…
Bir gülümseme…
Bugün küçücük görünen o ritüeller, aslında bizi birbirimize bağlayan görünmez iplerdi. O iplerle yalnız komşu değil, birbirimizin hayatına tanıklık eden insanlar olmuştuk.
Siyah beyaz televizyonlarımız vardı.
Dizilerimizi seyrettik. Yeşilçam filmleriyle büyüdük. Aşkı belki biraz da onlardan öğrendik.
Sevmeyi, beklemeyi, özlemeyi, kavuşmayı…
Belki bu yüzden bizim kuşak hâlâ aşktan kolay kolay vazgeçemiyor. Çünkü bize aşkın modasının geçeceğini öğretmediler. Aşk, bizim için bir dönem değil; insanın içine yerleşen uzun bir hikâyeydi.
Arzum Apartmanı’nın kapısından yıllar boyunca kimler girdi, kimler çıktı…
Oradan gelin olanlar oldu.
Çocuklar büyüdü.
Sonra onların çocukları geldi.
Torunlar…
Ve o torunların hayatına dokunan nur yüzlü anneanneler, babaanneler, dedeler…
Bir çocuğun elinden tutan, ona yemek yediren, okuldan dönüşünü bekleyen, cebine gizlice harçlık koyan büyükler…
Bugün dönüp baktığımda onların yalnızca kendi torunlarını büyütmediklerini düşünüyorum.
Onlar, bir apartmanın ruhunu da büyütüyorlardı.
Beyefendi amcalar, zarif hanım teyzeler…
Konuşmalarıyla, davranışlarıyla, komşuluklarıyla bize farkında olmadan çok şey öğrettiler. Nasıl selam verileceğini, nasıl hatır sorulacağını, bir acının nasıl paylaşılacağını, bir çocuğun nasıl korunacağını…
Onlar kentin yazılmamış hafızalarıydı.
Geçmişin kültürünü geleceğe taşıyan insanlardı.
Bugün hayatta olmayan Arzum Apartmanı sakinlerini sevgi ve minnetle anıyorum.
Hepsine Tanrı’dan rahmet diliyorum.
Mekânları cennet olsun.
Şimdi Arzum Apartmanı yıkılıyor.
Ve ben, binanın yıkılışını düşünürken aslında kendi hayatımın duvarlarına bakıyorum.
Çünkü o binanın her katında benden bir parça var.
Bir merdiven boşluğunda gençliğim bekliyor. Bir kapının önünde ilk heyecanlarım. Bir odanın içinde arkadaşlıklarımızın kahkahası. Bir başka köşede anneliğim… Çocuklarımın sesleri, telaşları, büyüyüşleri…
Şimdi kepçeler o duvarlara dokunacak.
Ama onların yıkacağı şey yalnızca duvar olmayacak; benim geçmişime açılan pencereler de kapanacak.
Ve ister istemez başka bir şeyi düşünüyorum:
Bir kent dönüşürken neye dönüşüyor?
Kentsel dönüşüm gerekli mi?
Elbette güvenli olmayan yapılar yenilenmeli. İnsan hayatından daha değerli hiçbir bina, hiçbir hatıra olamaz.
Ama kentleri yenilerken hafızalarını da yıkmak zorunda mıyız?
Doğduğum kent Çorum’a her gidişimde geçmişimden bir parçanın daha kaybolduğunu hissediyorum.
Çocukken heyecanla gittiğim bir kütüphane vardı.
Kitap okumanın büyüsünü orada keşfettim. Arkadaşlarımla orada buluştum. Rafların arasında dolaşmanın, bir kitabı elime alıp sayfalarını çevirmenin heyecanını orada yaşadım.
O kütüphane artık yok.
Yerinde bir otopark var.
Bazen bu görüntünün kendisi, kentlerimizin geçirdiği dönüşümü anlatmaya yetiyor bana.
Bir zamanlar kitapların durduğu yerde şimdi arabalar duruyor.
Bir zamanlar çocukların hayal kurduğu yerde şimdi araçlar bekliyor.
Belki de üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken tam olarak bu.
Bir kenti kent yapan yalnızca yeni binaları, geniş yolları, alışveriş merkezleri değildir.
Bir kentin ruhu vardır.
Eski bir sinemanın önünde…
Bir okul bahçesinde…
Bir parkın ağacında…
Bir kütüphanenin raflarında…
Bir apartmanın merdivenlerinde…
İnsanların birbirlerine bıraktıkları görünmez izlerde yaşar o ruh.
Elbette şehirler değişecek.
Binalar eskiyecek ve bazıları yıkılacak.
Yerlerine yenileri yapılacak.
Buna karşı çıkmak değil mesele.
Mesele, yeniyi kurarken eskiye ait bütün izleri silmek zorunda olmadığımızı anlayabilmek.
Çünkü bir binanın hikâyesi, duvarlarıyla birlikte yok olmak zorunda değil.
Belki yıkılan önemli binaların hikâyelerini kaydetmeliyiz. Fotoğraflarını, orada yaşayan insanların anılarını, eski mahallelerin seslerini, kokularını, alışkanlıklarını toplamalıyız.
Çünkü kent hafızası yalnız tarihî eserlerden oluşmaz.
Sıradan insanların sıradan görünen hayatları da bir şehrin tarihidir.
Bugün Arzum Apartmanı’nın önünden geçen genç biri için o yalnızca eski bir bina olabilir.
Ben baktığımda ise başka şeyler görüyorum.
Merdivenlerden koşarak inen genç bir kız…
Okula yetişmeye çalışan arkadaşlar…
Bir evden yükselen kek kokusu…
Bayram sabahları…
Siyah beyaz bir televizyonun karşısında toplanmış insanlar…
İlk aşklar…
Anneler…
Babalar…
Çocuklar…
Ve yıllar sonra aynı kapıdan giren torunlar…
Ben o binaya baktığımda yalnızca geçmişi görmüyorum.
Kendimin farklı yaşlarını görüyorum.
Bir zamanlar olduğum kızı, genç kadını, anneyi… Hepsi aynı binanın içinde, aynı merdivenlerde, aynı kapıların ardında yaşamaya devam ediyor.
Şimdi bina yıkılacak.
Toz kalkacak.
Molozlar kamyonlara yüklenecek.
Bir süre sonra orada yeni bir yapı yükselecek. Daha modern, daha güvenli, daha konforlu…
Ama benim bildiğim Arzum Apartmanı artık orada olmayacak.
Yine de bazı şeyleri hiçbir kepçe yıkamaz.
Çünkü insanın hafızasının kentsel dönüşümü yoktur.
Bir bina yıkıldığında taşlar yerinden oynar; ama anılar, insanın içinde daha derine gömülür.
Hoşça kal Arzum Apartmanı.
Duvarların yıkılacak, ama içimizde sakladığın gençlik, aşklar, dostluklar ve çocukluklar yaşamaya devam edecek.
Sen artık Çorum’da olmayacaksın; fakat biz seni ömrümüz boyunca içimizde taşıyacağız.
Çünkü bazı evlerden taşınırız, bazı evlerse bizden hiç taşınmaz.

Ilıca Caddesi’nde bulunan 57 yıllık Arzum Apartmanı, Nihal-Macit Çağlar’ın kızları Şule, Emel, Şahika ve Buket Nilüfer’in çocukluk ve ilk gençlik yıllarını yaşadıkları apartman…Yukarıda da Şahika Çağlar’ın arkadaşlarıyla birlikte “paha biçilmez” bir anı fotoğrafı…

Bugün yıkılmasına karar verilen Arzum Apartmanı, nice mutluluklara, doğum günü kutlamalarına tanıklık etti. O günün çocukları, bugün artık olgunluk çağında, bu fotoğraflarla anılarını tazeliyorlar.

Anne ve kızları…

Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer

Arzum Apartmanı, Çağlar kardeşlerin anılarıyla dopdolu…