Sonbaharda doğanın uykuya hazırlandığını söyleriz. Ağaçlar yapraklarını döker, yeşilin yerini sarı ve kahverenginin tonları alır. Günler kısalır, hava serinler. Oysa doğanın bu mevsimde anlattığı bambaşka bir hikâye vardır. Üstelik bu hikayeyi duymak için bazen yalnızca şehirden uzaklaşmak ve yürümeye başlamak yeterlidir.

Bu pazar rotamız Çorum’un Feruz köyünden Yeşilgöl’e uzanan orman yollarıydı.

Toplam 10 kilometrelik, orta-zor olarak değerlendirebileceğimiz bir parkur. 567 metrelik yükselti kazanımı ve 5 saat 36 dakikalık bir yürüyüş…

Rakamlar ilk bakışta yalnızca fiziksel bir aktivitenin özeti gibi görünebilir. Oysa doğa yürüyüşlerini yalnızca kilometrelerle, sürelerle ya da yakılan kalorilerle değerlendirmek, yol boyunca yaşananların büyük bölümünü görmezden gelmek olur.

Çünkü bazen on kilometrelik bir yol, insana şehirde geçirdiği on günden çok daha fazlasını anlatır.

Sonbaharın İçinden Geçmek

Feruz’dan başlayan yürüyüşümüzde sonbahar bütün güzelliğiyle karşımızdaydı.

Ağaçların arasından süzülen güneş ışığı, sararmış yapraklarla kaplanan orman zemini, yosun tutmuş ağaç kökleri ve yol boyunca karşımıza çıkan mantarlar…

Kimi zaman daralan, kimi zaman genişleyen patikalarda ilerlerken insan ister istemez yavaşlıyor. Bir ağacın gövdesini inceliyor, yerdeki bir mantarı fotoğraflamak için duruyor, güneşin dalların arasından oluşturduğu ışık oyunlarını izliyorsunuz.

Aslında doğada yavaşlamak, geride kalmak anlamına gelmiyor.

Aksine, çoğu zaman fark etmeden yanından geçtiğimiz ayrıntılara yetişmek anlamına geliyor.

Şehir hayatında bir yerden başka bir yere ulaşmak için yürürüz. Doğada ise bazen ulaşacağımız yerden çok, o yere giderken karşılaştıklarımız önem kazanır.

Bizim için de öyle oldu.

İlk Yürüyüş İçin Hiç de Fena Değil!

Whatsapp Image 2026 10 19 At 10.22.01 (2)Bu yürüyüşte arkadaşım, kıymetli dostum Gürkan da bizimleydi. Üstelik kendisinin ilk doğa yürüyüşü deneyimiydi.

İlk yürüyüş için biraz iddialı bir rota seçmiş olabiliriz. Sonuçta 10 kilometreyi aşan bir mesafeden ve 567 metrelik yükselti kazanımından bahsediyoruz. Ama Gürkan da bu deneyimi yaşamış oldu. Umarım ayaklarının yorgunluğu geçince bir sonraki yürüyüşe de katılmak ister.

Doğa yürüyüşlerinin güzel taraflarından biri de bu aslında. Farklı deneyimlere sahip insanlarla aynı yolu paylaşmak. Kimi yıllardır yürür, kimi ilk kez bir patikaya adım atar. Günün sonunda herkesin anlatacak başka bir hikayesi olur.

Yolun Sonundaki Yeşilgöl

Yürüyüşümüzün en güzel karşılıklarından biri de Yeşilgöl’ün manzarasıydı.

Gökyüzüne yayılan bulutların göl yüzeyindeki yansıması, çevresindeki ağaçlar ve sonbaharın renkleriyle birleşince ortaya gerçekten seyretmeye değer bir görüntü çıkıyordu.

Böyle yerlerde insanın aklına ister istemez aynı soru geliyor:

Bu güzellikleri görmek için neden hep uzaklara gitmeyi düşünüyoruz?

Çorum’un doğasını çoğu zaman yeterince tanımıyoruz. Başka şehirlerin yaylalarını, ormanlarını, yürüyüş rotalarını konuşurken kendi çevremizdeki güzellikleri gözden kaçırabiliyoruz.

Oysa birkaç saatlik bir yürüyüş mesafesinde bile keşfedilmeyi bekleyen ne kadar çok yer var.

Elbette Feruz–Yeşilgöl rotası herkesin hazırlıksız çıkabileceği kolay bir parkur değil. Mesafe ve yükselti kazanımı dikkate alındığında uygun yürüyüş ayakkabısı, yeterli su, hava koşullarına uygun kıyafet ve rota bilgisi önem taşıyor.

Doğanın güzelliğine kapılıp güvenliği ikinci plana atmamak gerekiyor.

Çünkü doğayı sevmek, onun koşullarına saygı göstermeyi de gerektiriyor.

Doğanın Mevsimi Bitmez

Ekim ayını çoğu zaman doğa aktivitelerinin sona erdiği dönem olarak görüyoruz. Havalar soğumaya başladığında piknik malzemeleri kaldırılıyor, hafta sonu planları kapalı mekanlara taşınıyor.

Oysa bana kalırsa doğanın en güzel zamanlarından biri tam da şimdi başlıyor.

Yazın kalabalığı azalıyor. Ormanların renkleri değişiyor. Toprak başka kokuyor. Hava yürümek için daha elverişli günler sunabiliyor.

Ve insan, doğanın her mevsimde farklı bir güzelliği olduğunu yeniden hatırlıyor.

Feruz’dan Yeşilgöl’e uzanan bu yürüyüşte geride yalnızca 10 kilometre bırakmadık.

Birlikte geçirilen güzel saatler, paylaşılan yorgunluklar, fotoğraf karelerine sığdırmaya çalıştığımız manzaralar ve hafızamızda kalacak küçük anılar da biriktirdik.

Günün sonunda ayakkabılarımız biraz daha kirlenmiş, bacaklarımız biraz daha yorulmuştu.

Ama insan bazen tam da böyle bir yorgunluğa ihtiyaç duyuyor.

Çünkü doğada yürürken yalnızca yol almıyoruz. Biraz da kendimize dönüyoruz.

Doğayla Mücadele Edilmez, Doğaya Uyum Sağlanır

Bu hafta doğanın güzelliklerinden söz ederken, onun ne kadar güçlü olduğunu hatırlatan acı bir gerçeği de unutmamak gerekiyor.

Haftanın başında İstanbul’daydım. Ardından İstanbul’da yaşanan şiddetli yağışlar, su baskınları ve ne yazık ki can kayıpları, doğanın gücünü hepimize bir kez daha gösterdi. Doğayı kontrol edebileceğimizi, istediğimiz gibi değiştirebileceğimizi düşünmek yerine onun koşullarını anlamayı ve ona uyum sağlamayı öğrenmeliyiz. Daha dikkatli, daha tedbirli ve her şeyden önemlisi doğaya karşı daha saygılı olmak zorundayız. Çünkü doğayla mücadele ederek değil, onunla uyum içinde yaşayarak güvende kalabiliriz.

Yaşanan felakette hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Geçmiş olsun İstanbul.