Siyasi partiler arasında transferler, yani geçişler hız kesmeden devam etmektedir.

Bu geçişlerde milletvekilleri de var, belediye başkanları da var, belediye meclis üyeleri de var.

Elbette bu transferlerin siyasi boyutu yanında, ahlaki boyutu da dikkat çekmektedir.

Üstelik bu siyasetçi transferleri, sadece yakın ve benzer partiler arasında yaşanır da değildir.

Özellikle birbirine çok uzak konumda olan partiler arasında görünür olmaktadır.

Yani bu geçişler, örneğin Yeniden Refah Partisi’nden veya Saadet Partisi’nden AKP’ye, CHP’den Yeni Parti’ye, MHP’den İyi Parti’ye şeklinde ya da tersi şeklinde olsa, bir ölçüde izah edilebilir diyebiliriz. Kaldı ki, o bile zordur…

Ama bu geçişler Aydın, İzmir, Afyonkarahisar örneğinde olduğu gibi, bir uçtan diğerine yaşanıyor olmaktadır.

***

Özellikle bu tür geçişler nasıl açıklanır ya da nasıl açıklanabilir, bilemiyoruz.

-Çünkü düne kadar Atatürkçü, ulusalcı, sosyal demokrat olan siyasetçiler, bir gün içinde muhafazakâr demokrat olmaktadır.

-24 saat içinde rozetleri de değişmekte, makam odalarına astıkları fotoğraflar da değişmektedir.

-Sabah sosyal devlet deyip, akşam liberal ekonominin erdemleri sıralanmaktadır.

-Sabah “Ölene kadar Atatürkçüyüz” deyip, öğleden sonra gittiği parti liderine övgüler dizilmektedir.

-Düne kadar zehir zemberek sözlerle eleştirdikleriyle ve kendilerini de zehir zemberek eleştirenlerle, el ele, kol kola fotoğraflar verilmektedir.

Transfer olan belediye başkanları da milletvekilleri de bu yeni araziye, hemen uyum da sağlar olmaktadır.

***

İşte bugüne kadar olan parti değişimindeki tablo:

-14 milletvekili AKP’ye geçmiştir.

-13 milletvekili CHP’ye geçmiştir.

-1 milletvekili İYİ Partiye geçmiştir.

-8 milletvekili ise bağımsız kalmıştır.

Ve de işte yerel seçimlerden bu yana partilerden AK Parti’ye geçen belediye başkanı sayısı:

Yeniden Refah Partisi’nden 43, CHP’den 36, İYİ Parti’den 11, DEVA Partisi’nden 3, DEM Parti’den 3, Demokrat Parti’den 2, Saadet Partisi’nden 2, Büyük Birlik Partisi’nden 1 ve bağımsızlardan 7 olmak üzere toplam 108 belediye başkanı.

Elbette ciddi ciddi sorgulanması gereken böyle bir görüntü oluşmuştur.

Çünkü büyük bir olasılıkla, bugün partilerinden ayrılan belediye başkanları, aday gösterildikleri dönemde, “üzerlerinde leke olmayan insanlar” olarak, “halkın büyük teveccühle desteklediği isimler” diyerek “siyasi bir kahraman” gibi ilan edilmişlerdir.

Ama bu belediye başkanları, seçildikleri partiden ayrılma sürecine girince bir anda "hain" olarak gösterilmiştir.

Yani “kahraman”dan “hain”e dönüşüm, sorgulanması gereken bir durum olmuştur.

***

Evet, böyle bir durum nasıl izah edilir? Bilemiyoruz. Çünkü sözün bittiği yerdeyiz.

-Çünkü bu tür siyasetçiler, siyasetin düzeyini aşağı çekmekteler.

-Çünkü bu tür siyasetçiler, siyasete ve siyasal partilere olan güveni sarsmaktalar.

Özet olarak demokrasiye zarar vermekte ve bir ölçüde de olsa demokrasiyi zehirler olmaktalar diyebiliriz.

Oysaki çağdaş demokrasilerde, liberal demokrasilerde, parlamenter demokrasilerde, burjuva demokrasilerinde siyasal partiler, toplumun ve devletin sorunlarına çare üreten, devleti yönetmeye talip ve de “siyasetin okulu” varsayılan örgütlerdir.

Özellikle bu yönleriyle de demokrasinin vazgeçilmez unsuru sayılmaktadır.

Ve de bu nedenle, siyasi partilerin sağlıklı işlemediği ülkelerde, demokrasi de sağlıklı işlemez ve işleyemez olmaktadır.

***

Eğer siyasi partilere bir güvensizlik var ise elbette bunun nedenleri vardır.

Çünkü siyasi partiler sıradan yapılar, sıradan örgütler, sıradan kurumlar değildir. Belli değerleri, ilkeleri, kırmızı çizgileri vardır.

Ve de temsil ettikleri toplumsal sınıflarla bağlarını güçlendirmeleri zorunlu olduğundan, dinamik bir yapıya sahip olduğu kabul edilir.

Ayrıca toplumsal değişim, toplumsal dinamizm de siyasi partileri, toplumcu politikalar üretmeye zorlamaktadır.

Ve de partilerin, söylemde demokratik vaatlerde bulunması da yetmez. İşleyiş de demokratik olmalıdır.

Partilerin, siyasal bir kamuoyu oluşturabilme yeteneğine sahip olması da gerekir ve de önemlidir.

Bu nedenle siyasi partiler eleştiriye açık, karmaşık toplumsal taleplere karşı duyarlı, olmaları gerekir.

Aksi durumda, elbette sözcüsü ve temsilcisi oldukları toplumsal kesimlerle ve de genelde halkla bağları zayıflar.

Tüm bu nedenlerle yazımızın başına dönerek son söz olarak diyebiliriz ki, ayrılanlar siyasi ahlak açısından sorgulandığı gibi, partiler de bu geçişler nedeniyle kendini bir sorgulamalıdır.