Saltanattan Meşrutiyete, Meşrutiyetten Cumhuriyete

Millî İradenin Yolculuğu

4. Son Osmanlı Meclisi ve Misak-ı Millî (1919–1920)

1919’da yapılan seçimlerin ardından Meclis-i Mebusan 12 Ocak 1920’de İstanbul’da yeniden toplandı. Bu, Osmanlı Meclis-i Mebusanının son yasama dönemiydi. Anadolu’daki Millî Mücadele hareketi güçlenmiş; Erzurum ve Sivas kongrelerinde vatanın bütünlüğü ve millî irade konusunda kararlar alınmıştı.

Meclis, 28 Ocak 1920’de yaptığı gizli toplantıda Misak-ı Millî kararlarını kabul etti. Kararlar 17 Şubat’ta kamuoyuna duyuruldu. Misak-ı Millî, millî sınırlar ve bağımsızlık hedefleri bakımından Millî Mücadele’nin temel dayanaklarından biri oldu.

Yaşanmışlığın içinden: Misak-ı Millî, bir belge olmanın ötesinde, işgal ve belirsizlik içindeki toplumun geleceğine ilişkin siyasi bir çerçeve sundu. Fakat kararın kabul edilmesi, sahadaki güç dengesini kendiliğinden değiştirmedi. Tutuklamalar, sürgünler ve işgal, siyasi iradenin yalnızca ilan edilmesinin değil, onu uygulayabilecek bağımsız kurumlara sahip olmanın da önemini ortaya koydu.

İstanbul 13 Kasım 1918’den beri fiilen işgal altındaydı; 16 Mart 1920’de ise İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edildi. İşgal kuvvetleri devlet dairelerini ve haberleşme merkezlerini denetim altına aldı; bazı milletvekilleri tutuklandı ve Malta ile Limni’ye sürgün edildi.

18 Mart 1920’de milletvekilleri son kez toplanarak güvenli çalışma şartları oluşuncaya kadar faaliyetlerine ara verme kararı aldı. Bu, meclisin kendi iradesiyle aldığı ara kararıydı. 11 Nisan 1920’de Sultan Vahdettin’in iradesiyle meclis resmen kapatıldı. Ara verme kararı ile resmî kapatılma işlemi birbirinden ayrı olaylardır.

5. Ankara’da TBMM’nin açılması (1920–1921)

İstanbul’daki meclisin işgal baskısı altında çalışamaz hâle gelmesi üzerine Mustafa Kemal Paşa, 19 Mart 1920’de yayımladığı genelgeyle Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclis toplanması için seçim yapılmasını istedi. İstanbul’dan Anadolu’ya geçebilen milletvekillerinin de yeni meclise katılması öngörülüyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de Ankara’da açıldı. Bu, yalnızca meclisin başka bir şehirde toplanması değildi. Yeni meclis, bağımsızlık mücadelesini yönetme ve ülkenin geleceğine ilişkin kararları millî irade adına alma sorumluluğunu üstlendi. İstanbul’dan Ankara’ya geçen bazı milletvekilleri iki meclis arasındaki tarihî bağı da oluşturdu.

Yaşanmışlığın içinden: Ankara’daki meclis, kolaylık ve bolluk içinde kurulmadı. Savaş sürüyor, ulaşım ve haberleşme imkânları sınırlı, bütçe ve lojistik kaynaklar kıttı. Milletvekilleri yalnızca kanun yapmak değil, aynı zamanda savaşın yönetimi, ordunun ihtiyaçları ve halkın direnciyle ilgili kararlar almak zorundaydı. Millî irade fikri, bu şartlarda soyut bir söz olmaktan çıkıp ağır bir sorumluluğa dönüştü.

20 Ocak 1921’de Teşkilât-ı Esasiye Kanunu kabul edildi. Anayasanın ilk maddesi, “Hâkimiyet bilâ kayd ü şart milletindir” ilkesini ortaya koydu. Ancak bu tarihte Cumhuriyet henüz resmen ilan edilmemişti.

6. Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilanı (1922–1923)

Lozan Barış Konferansı’na Ankara Hükûmeti ile İstanbul Hükûmetinin çağrılması, Türkiye’yi kimin temsil edeceği sorununu doğurdu. TBMM, bu ikili temsil meselesini çözmek ve egemenliğin kaynağını belirginleştirmek amacıyla 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırdı. Halifelik o tarihte kaldırılmadı; ayrı bir makam olarak 1924’e kadar devam etti.

Lozan Barış Antlaşması 24 Temmuz 1923’te imzalandı. Ankara 13 Ekim 1923’te başkent oldu. 29 Ekim 1923’te yapılan anayasa değişikliğiyle devletin yönetim biçimi Cumhuriyet olarak ilan edildi ve Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı seçildi.

Yaşanmışlığın içinden: Cumhuriyet, savaşın yorgun düşürdüğü bir toplumda kuruldu. Şehit aileleri, gaziler, göç etmek zorunda kalanlar ve geçim sıkıntısı yaşayan insanlar için yeni devletin başarısı yalnızca törenlerle değil; güvenlik, eğitim, sağlık, geçim ve adalet alanlarında hayatın nasıl değiştiğiyle ölçülecekti. Kuruluşun tarihî büyüklüğü kadar, o kuruluşun insan hayatında karşılık bulması da önem taşıyordu.

Cumhuriyet’in ilanı, uzun bir dönüşümün sonucuydu: anayasal yönetim arayışı, meclislerin açılıp kapanması, savaş ve işgal şartları, Millî Mücadele, millî egemenlik ilkesinin kabulü ve saltanatın kaldırılması bu sürecin birbirine bağlı aşamalarıydı. (SÜRECEK)