Köre manzara anlatılmaz, sağıra isyan edilmez.
İnsanın gözü açık olabilir; fakat her göz göremez. Kulağı duyabilir; fakat her kulak işitmez. Asıl mesele, görerek bakmak, duyduğunu anlamak ve aklını kullanarak doğruyu aramaktır.
Yıllardır kartvizitimde taşıdığım bir cümle var: “Görerek bakmak, anlayarak çözmek.”
Bunu bir övünme sözü olarak değil, olması gereken bir hayat ve meslek düsturu olarak taşıyorum. Çünkü insan baktığı şeyi görmüyor, duyduğu şeyi anlamıyor, araştırmadan kabul ediyor ve kendi aklını kullanmıyorsa; yalnızca kendisini değil, içinde yaşadığı toplumu da yanıltabilir.
Yönetenlerin idare tarzı kadar, yönetilenlerin buna nasıl karşılık verdiği de önemlidir. Yöneten anlatır, toplum dinler; yöneten gösterir, toplum bakar. Eğer toplum araştırmadan kabul ediyor, sorgulamadan inanıyor ve “herkes böyle söylüyor” diyerek kalabalığın kanaatine teslim oluyorsa, zamanla bireysel akıl geri çekilir, sürü psikolojisi öne çıkar.
Oysa insanın görevi yalnızca bakmak ve inanmak değildir. Sormaktır. Araştırmaktır. Düşünmektir. Akletmektir.
Kur’an’ın insanı tekrar tekrar akletmeye, düşünmeye ve ibret almaya çağırması boşuna değildir. Çünkü akıl, insana verilmiş bir ayrıcalıktan önce bir sorumluluktur.
Bu sorumluluğun bir de kul hakkı boyutu vardır. Çünkü insanın düşüncesi yalnızca kendisini etkilemez. Araştırmadan hüküm verirsen bir insanı haksız yere suçlayabilirsin. Duyduğunu doğrulamadan yayarsan bir başkasının itibarını zedeleyebilirsin. Gördüğün haksızlığa sırf kalabalığa uymak için susarsan, haksızlığın devamına ortak olabilirsin.
Bu nedenle “aklı kullanmamak kul hakkıdır” sözü doğrudan bir ayet veya hadis değildir; fakat akıl, adalet ve kul hakkı anlayışından çıkan güçlü bir ahlaki sonuçtur. Akıl; doğruyu yanlıştan ayırmak, araştırmak, gerçeğe ulaşmak, vicdan doğru bildiğinin yanında durmak, adalet ise başkasının hakkını korumak içindir.
İşte burada benim yıllardır taşıdığım söz yeniden anlam kazanıyor: “Görerek bakmak, anlayarak çözmek.”
Görerek bakarsan, sana gösterilenle gerçek arasındaki farkı fark etmeye başlarsın. Anlayarak çözmeye başlarsan, yalnızca sonucu değil, sonucun arkasındaki sebebi de ararsın.
Ve insan görmeye, anlamaya ve sorgulamaya başladığında her zaman alkışlanmaz. Bazen rahatsız eder. Bazen yalnız kalır. Bazen doğruyu söylediği için dışlanır.
Hani bir söz vardır: “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.”
Evet, kovulabilirsin. Ama bundan pişman olma. Çünkü tek olmak, dışlanmak değildir.
Bazen tek kalmak, çoğalmanın ilk adımıdır. Bir insan gerçeği görür, söyler ve arkasında durursa; başka bir insan cesaret bulur. Sonra bir başkası… Derken dün “tek” görünenler çoğalmaya başlar. Asıl toplumsal dinamik de burada oluşur.
Çünkü insan sevgisi, vatan sevgisi, bayrak sevgisi ve ezan sevgisi yalnızca sözle ifade edilmez. Sevdiğin insanın yanlışını görebilmek de sevgidir. Sevdiğin vatanın eksiğini söyleyebilmek de sevgidir. Bayrağın altında yaşayan insanların hakkını korumak da sevgidir. Ezanın çağrısının yalnızca kulağa değil, vicdana ve davranışa da ulaşmasını istemek de sevgidir.
Gerçeği söylemek düşmanlık değildir. Sorgulamak nankörlük değildir. Eleştirmek sevgisizlik değildir. Tam tersine, insanı ve toplumu daha iyiye taşıma iradesidir.
Ve bütün bunların merkezinde bir çağrı vardır:
SÜRÜ OLMA!
Herkesin baktığı yere bakmak zorunda değilsin. Herkesin söylediğini söylemek zorunda değilsin. Herkes inanıyor diye inanmak zorunda değilsin. Sana verilen akıl, başkasının düşüncesini tekrar etmen için değil; doğruyu araman, yanlışı ayırt etmen ve kendi iradenle karar vermen için vardır.
Köre manzarayı göstermek, sağıra hakikati hissettirmek belki her zaman mümkün olmayabilir. Ama sen yine de görerek bak. Anlayarak çöz. Aklet. Sorgula. Kul hakkından sakın. Ve sürü olma.
Dokuz köyden kovulursan da üzülme. Belki dokuzuncu köyün kapısı kapanır. Ama onuncu köyün kapısı açılır.
Ve orada artık yalnız değilsindir. Çünkü senin gibi görenler, anlayanlar, sorgulayanlar ve doğruyu söylemekten korkmayanlar çoğalmıştır.
Belki de dokuz köyden kovulanların kaderi, onuncu köyün muhtarı olmaktır.
Benim yıllardır taşıdığım söz yine aynı:
GÖREREK BAKMAK.
ANLAYARAK ÇÖZMEK.
Gerçeği gördüğünde susmamak… Doğruyu söylediğinde yalnız kalmaktan korkmamak… Ve insanın kendi aklına, vicdanına, vatanına ve değerlerine ihanet etmeden yoluna devam etmek.
Çünkü bazen bir kişinin yalnızlığı, yarının kalabalığının başlangıcıdır.