“Çocuğunuza ve domuzunuza istediği her şeyi verin, ileride çok besili bir domuzunuz olur, ama domuz gibi de çocuğunuz olur.” Bu söz bu gün yaşadığımız vahim olayları anlatmaya yeter de artar bile.

Geçmiş yıllarda başka ülkelerde duyup da önemsemediğimiz bu ve benzeri olaylar nihayet kapımızı çaldı.

Bu psikopat çocuklar gökten zembille inmedi. Onları bu eğitimi aşağılayan, ama cehaleti kutsayan sisteminiz yetiştirdi.

Bu olayı televizyonlarda her ağzı olan konuşuyor. Güya analiz ediyor. İpe sapa gelmez bir yığın zırvadan başka bir şey üretemiyorlar.

Yetkili makamlar da aynen öyle. Al birini vur ötekine. Sonuç? Aynı hamam aynı tas. Yani bir hafta konuş, süpür gitsin halının altına. Halının altında daha çok yer var.

Bu ve benzeri olaylarda asıl kusurlu olan kim? Boşuna “suç eşek semeri gibidir, kimse kabul etmez” dememişler. Bu olaylarda toplu iğne başı kadar da olsa benim kusurum var diyen bir Allah’ın kuluna rastladınız mı? Hemen hemen herkes altına yapıyor, sorulduğunda “ben yapmadım,miki yaptı” diyen 4 yaşındaki çocuk modunda. Hadi o çocuk. Kendini kurtarmak için uydurduğu yalan ne kadar masum, alıp kabul ettik. Baş göz üstüne de, koca koca insanlar. Tuuuu sizin suratınıza!!

Anne, 32 yaşındaki oğlundan şikâyet ediyor:

“Doğru dürüst okumadı ama okul bitti. Şimdi de iş beğenmiyor. Bulduğumuz işlere ‘yorucu, bana yakışmaz, bu paraya çalışılır mı’ gibi gerekçelerle gitmiyor. Bütün gün evde. ‘Onu getir, bunu al’ şeklinde emirler veriyor. Yapmak istemediğimizde ‘Beni doğurdunuz, yapmak zorundasınız, çocuğunuz değil miyim?’ diyor. Direnirsek üstümüze yürümeye başlıyor. Artık korkuyoruz. Ne yapabiliriz?”

Bir başka anne benzer şeyleri henüz 16 yaşındaki oğlu için anlatıyor. Her sabah özel şoförün okula götürdüğü, haftalık harcaması asgari ücretten fazla olan, kredi kartı ile istediğini alabilen ve bunların az olduğunu, okulu nasılsa bitireceğini, babasının işinin onu beklediğini ve bu nedenle gençliğini çalışarak geçirmesinin anlamsız olduğunu söyleyen, sabahlara kadar barlarda gezen, kızdığı zaman kendisine küfür eden, el kaldıran bir çocuk.

Bir baba, 14 yaşındaki çocuğunun kendisini yaraladığını ağlayarak anlatıyor ve benzer bir öyküyü aktarıyor.

Hepsinin son cümlesi benzer: “Doğduğundan beri bir dediğini iki etmedik, koruduk, sevdik. Hiçbir şeyini eksik bırakmadık. Niçin böyle oldu?”

Doğduğundan beri bir dediği iki edilmeyen, her istediğine kavuşan, isteğinin yaşı ile uyumlu olup olmadığına bakılmayan, emek sarf etmeden, değerini bilmeden alınanları, yapılanları hak görerek yetişen bir çocuğun; sorumluluk sahibi, doyumlu, çalışarak kazanmanın erdemine inanan bir birey olmasını nasıl beklersiniz?

Bir psikolog anlatıyor: “Anne baba ikisi de X üniversitesinde profesör. Annesi İ. hanım “Bizler biliyorsunuz X üniversitesinde profesörüz. Bizim bu tek oğlumuz. Her nerden öğreniyorsa galiz küfürleri aklım almıyor bir türlü.” diyor.

Şimdi anlarız hanımefendi diyorum. 12 yaşındaki çocuğa soruyorum. Bu küfürleri kimden öğreniyorsun? Çocuk cevaplıyor: Babamdaaaan. Babası kızarıyor: Aaa… olur mu ben hiç küfürlü konuşmam. Yalan söylüyorsun sen. Çocuk: Yaaa geçen yaz tatil dönüşünde bir kadın bizi hatalı solladığında hay senin ……………. demedin mi?

Adam yer yarılsa içine girecek vallahi. Hiç küfürlü konuşmayan sayın profesör!!!!”

Yani profesörümüzden sokaktaki temizlik işçisine… Çocuklarımız evinizdeki ayna gibidirler. Ne görürlerse onu aynen yansıtırlar. Suçluyu orada burada aramayın. Aynanın karşısına geçin, aynadan özür dileyin. Bu çocuklar önce ebeveyn olarak sizin, sonra da bu içinde bulunduğunuz çarpık sistemin defolu ürünleri maalesef.

Çocuk yetiştirmek sorumluluk ister. Fedakârlık ister. Sabır ister. İster, ister, ister..Çocuğunuzun he dediği yere han yapmakla, sata sata bitiremediğiniz ceketinizi satıp onu okutmakla çocuk yetişmez.

Çocuğun terbiyesi ilk ailede başlar. Ev telefonu kullanılan yıllarda bir arkadaşınız sizi arayıp akşama size gelmek istediğinde, telefonu çocuğunuz açtığında mimiklerinizle çocuğunuza “ben evde yokum” demediniz mi? Böylece çocuğa işine gelmeyince yalan söylemenin ilk dersini verdiniz farkında olmadan. Daha sonra yüzbin kere “yalan söyleme” de dur. Çocuk senin ne dediğine değil senin ne yaptığına bakar. Oysa telefonu alıp ona makul bir dille bu akşam müsait olmadığınızı söyleyip başka bir zaman görüşebileceğinizi söyleseydiniz çocuk yalan söylenmeyeceğini öğrenmiş olurdu.

Çocuğunuza yaşına göre yapabileceği sorumlulukları yüklemeliydiniz. Pazar alışverişini yapamaz ama pekâla da fırından iki ekmek alıp gelebilir. Ya da kız çocuklarımız annesine mutfak ve temizlik gibi işlerde yardımda bulunabilir. Yapıyor muyuz? Taaa çocukken çocuk annenin kucağında, teyzenin elinde yemek tabağı, baldızın elinde peçete…Bu manzara sizi rahatsız etmiyor mu? Hanedanın varisi mi bu ?

Aha da besili domuz yetiştirme böyle oluyor işte. Bırakın ağzına yüzüne sıvayarak, döke saça yesin. Sorun değil altı üstü iki fazla kirli çamaşırınız olur. Onu da makina yıkıyor.

*

- Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başlayın! Bu şekilde o, herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.

– Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.

– Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! Sonra 21 yaşına gelince kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin!

– Yerde bıraktığı her şeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini, yediği çikolataların, abur cuburun poşetlerini…Onun için her şeyi siz yapın ki o, bütün sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın!

– Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin.

– Ona istediği kadar harçlık verin ki hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin.

– Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getirin ki, istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin.

– Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tutun ki, onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun.

Öğretmeni onu uyarırken sesini mi yükseltmiş, sınıfın ortasında rencide mi olmuş…Koşun, basın okulu…Deyin ki: “Hoca hoca sana mı kaldı ahlâk edep öğretmek! Haddini bil, öğret toplama çıkarma çarpma bölme..Haddini bil haddini! Yoksa sana haddini bildiririz!!!”

– Bütün bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir gün suç işlerse, kendisinden özür dileyin! Ama onu felaket dolu bir hayata hazırladığınız için kendinize teşekkür etmeyi ihmal etmeyin!!”

(Bu belge, ABD Houston Polis Müdürlüğü tarafından hazırlandı ve kentteki tüm evlere ve okullara dağıtıldı.)