Yani sorunu çözeyim diye kafa yorana ya da gerçekten elini taşın altına sokana rast geldiniz mi? Dostlar alışverişte görsün. Okula gidildi mi, gidildi. Vali beyimizin rahatsız olduğu aktarıldı mı? Aktarıldı..Eee devlet daha ne yapsın kardeşim!
Biz geçmişten beri her sorunumuzu halının altına süpürmeye alışmışız. Süpürünce sanki sorun orada kokuşmayacak zannediyoruz. İşte bir hafta içinde iki vahim olaya tanık olduk. Gencecik çocuklarımızı can pazarında kaçışırken görmediniz mi?
Çocuğu kendi anlayışınıza göre yetiştirmeye kafa yoracağınıza, halının altına süpürülmüş sorunları birer birer çözmeye kafa yorun! Sizin temel göreviniz bu çocukları öncelikle yaşadıkları bu dünyaya hazırlamak değil mi?
Bu eğitim-öğretim yılı başından beri 40 olay olmuş.10 insan hayatını kaybetmiş. Bunu araştıralım diye mecliste önerge veriyorsunuz. Akşam haber bültenlerinde aynı terane: X partisinin verdiği araştırma soruşturma önergesi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Neyi, niçin reddediyorsunuz ?
Okullara özel güvenlik verelim kanun teklifi de aynı akıbete uğruyor. Oysa (çevre köylerini saymazsan 1300 nüfusu olmayan) biraz irice bir köyü ilçe yap, kaymakamını, polisini, jandarmasını dik…Bunlara kadro var ama sözde dilimizden düşürmediğimiz geleceğimizin teminatı çocuklarımızı korumak amaçlı özel güvenlik meselesine gelince devlete yük öyle mi?
Topu topu 1 hafta bile kalınmayacak saraylar, yazlıklar, kışlıklar yaptırmaya, oralara personel alımına bütçe var, ama çocukların eğitim sorununa bir nebze çözüm olacak yeni okul yapımına gelince, oraya eğitici kadro atamaya gelince para yok öyle mi?
Şu çocuklara rol model olacak dizi kahramanlarınıza bir bakın. Ya mafya babası.Hiç olamadıysa piyonu. Hani piyon deyip de geçmeyin. İleride vezir olabilme yeteneğine sahip tahta üzerindeki tek taştır. İlerlemek suretiyle bir bakarsınız dünün piyonu bugünün veziri oluvermiş. Herkesin belinde bir silah. Kimin ne iş yaptığı, parayı nerden kazandığı yani değirmenin suyunun nerden geldiği belli değil, ama değirmenin nasıl şatafatlı döndüğü her gün gözünüze sokuluyor.
Bir dizideki öpüşme sahnesine kafayı takan efendiler, bu mafya dizilerinde nedense pek de bir sakınca görmüyorlar...
En basit bir yemek programı sunuyorlar. Aman ne kavgalar. Aman ne birbirini insan yerine koymamalar. Aman ne afra tafralı hanımefendiler. Ya da basit spor yorumu programlarında ne kavgalar. Ne hakaretler.
Gündüz kuşağı programı adı altında sunulan sergilenen rezaletler. Reyting alıyorlar, para kazanıyorlarmış. Bu yolla kazanılmış paralar zehir zıkkım olsun. Lafa gelince toplumun gerçeği buymuş. Yahu iki elti birlikte bir fırıncıya nasıl kaçar? Kızıyla evlenme hazırlığında olan bir damat adayı nasıl olur da kaynanasını alır kaçar? Bunları nereden bulur insanlara izlettirirsiniz? Akla hayale gelmeyecek buna benzer toplumun çürümüşlüğünün örneklerini nereden bulursunuz?
Kıssadan hisse: Bir dere yatağındaki köye çok aşırı yağmur yağar. Dere yatağından öylesine güçlü bir sel gelir ki köylü küyücek can derdine düşerler. Ama köyün biraz saf temiz kalpli cami imamı camide ibadetine devam eder. Köylülerin “gel kaçıp canımızı kurtaralım” tekliflerine “Ben Yaradanıma sığındım ona güveniyorum, o beni kurtarır” diyerek aldırış etmez. Sel caminin içine dolmaya başlayınca imam minareye çıkar. Tam bu anda ona bir kayık yaklaşır. Kayıkçı kayığa binmesini söyler, ama bizim temiz kalpli imam efendi kabul etmez. Sel biraz daha yükselir, imam minarenin en üst şerefesine çıkar. Bir helikopter gelir. İmam bunu da reddeder. Nihayet selde boğulup ölür.
Sorgu melekleri gelir. “İmam efendi Yüce Yaradan seni huzuruna istiyor”derler. İmam efendi “Ben O’na küstüm. Hep O’na ibadet ediyordum, o kadar güveniyordum ki, ama beni kurtarmadı.” der.
Meleklerden birisi atılır: “Be Allahın safı, Yüce Yaradan sana uyarı gönderdi dinlemedin, kayık gönderdi binmedin, yetmedi helikopter gönderdi, ona da binmedin. Daha ne yapsaydı?”
Bu musibet olaylardan ders çıkarmalı, şiddet olaylarının nedenlerine ve çözümüne kafa yormalıyız.
Halının altına süpürmek, sorunları ortadan kaldırmıyor, daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.